29 Ağustos 2010 Pazar

Her Şey Olur



Cem Dinlenmiş'ten...

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Sıçtın Be!


Türkiye'nin en güvenilir! kurumlarından biriydi ÖSYM sözde. Bu KPSS olayıyla tamamen dibi gördüler. Şimdi kimi kesim "Tekrar edilsin!" diyor haliyle. E diyelim edildi, kopya çekmeyen iyi puanlıların suçu ne? Ondan daha büyük skandalı ise Eylül'de okulların başlayacak olması fakat hala öğretmen atamalarının gerçekleşememesi! sadece öğretmenler değil tabi ki devletin bütün kurumlarında kadrolar boş kalacak işler aksayacak, tekrar sınav yapılacak onun maliyeti olacak külliyen zarar, çok büyük skandal!

Bir de bu kopyayı çekenler var! Araştırılınca şüpheler hep aynı noktada çakışıyor. O kesimin ise hiç sesi soluğu çıkmıyor. Şaibe yoktur zaten diyemiyolar da çıt çıkarmıyorlar be abi! "Sus, sus çaktırma unutulur belki" mi diyorlar acaba? Gitsen sorsan kendilerine büyük ihtimal vicdanları rahattır. Çünkü bunlar o kadar iğrenç insanlar ki kendilerine o kadar iğrenç bir mantık kurmuşlar ki sözde "ulvi" amaçları için böyle "küçük" ayrımcılıkların gayet mübah olduklarını düşünüyorlardır varsan baksan.

Eskiden beri belirli cemaatler bu işleri yapar ya da yapmaya çalışırdı. Herkes adamını kayırırdı yani. Ama bu işler bayağı uğraştırırdı ve yine de gizli kapaklı yapılan işlerdi. Şimdi insanın gözünü çıkarıyorlar bir de üstüne tükürüyorlar! Bu ülkenin insanları yapıyor bunu! İşte o insanlar,sizden gerçekten iğreniyorum...

26 Ağustos 2010 Perşembe

Les Grandes Equipes


Bursa şampiyonlar ligindeki tek temsilcimiz. Bugün de kuraları çekiliyor. Açıkçası ben epey heyecanlıyım.sonuçta İstanbul dışında bir yerde ilk kez en az 3 şamp. ligi maçı oynanacak. Peki grubu ne olacak? Bursa'ya Messi mi gelecek yoksa Çağdaş Atan mı!

Torbalar şu şekil :

1. TORBA
Inter (ITA)
FC Barcelona (ISP)
Manchester United (ING)
Chelsea (ING)
Arsenal (ING)
Bayern Münih (ING)
AC Milan (ITA)
Olympique Lyon (FRA)

2. TORBA
Werder Bremen (ALM)
Real Madrid (ISP)
AS Roma (ITA)
Shakhtar Donetsk (UKR)
Benfica (POR)
Valencia (ISP)
Olymp. Marsilya (FRA)
Panathinaikos (YUN)

3. TORBA
Tottenham Hotspur (ING)
Glasgow Rangers (ISK)
Ajax (HOL)
Schalke 04 (ALM)
FC Basel (ISV)
Sporting Braga (POR)
FC Kopenhag (DEN)
Spartak Moskova (RUS)

4.TORBA
Hapoel Tel-Aviv (ISR)
MSK Zilina (SLO)
FC Twente (HOL)
Auxerre (FRA)
Rubin Kazan (RUS)
CFR Cluj (ROM)
Partizan Belgrade (SRB)
Bursaspor (TUR)


Benim grup tahminim ise : Chealsea-Valencia-Ajax-Bursa

Bence bu ton çok kötü değil tabi ki gönül ister Lyon- Pana- Kobhenag-Bursa fakat kaderde İnter-Real Madrid-Tottenham-Bursa da olabilir. Yarın büyük bir gün olacak...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Büyüğümsün!


"The true definition of madness is repeating the same action over and over, hoping for a different result"

Albert Einstein

24 Ağustos 2010 Salı

Maksim Bir Delioğlan

Şu canımın sıkıldığı günlerde bi çılgınlık edip 10 yıl öncesine mi dönsem!? O kadar da değil artık ya!

11 Ağustos 2010 Çarşamba

7 Ağustos 2010 Cumartesi

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Temmuz Yazisiz Gecmesin!

Avrupa'dayim. Donucem.

26 Haziran 2010 Cumartesi

Haziran Sayısının Kapak Kızı Gene BEN!


Aslında takipçi sayımız 100 e ulaşınca bir yazı yazayım, atayım tutayım diyordum ama uzun süre 99 giden sayı bugün 98'e düşünce , kapıldığım umutsuzluk hezeyanından bu satırlar çıktı ortaya...
Yok yok açıkçası 100 e 98 e pek bakmıyorum. Canım yazmak istedi sadece.

İlk gündem ; isner-mahut maçı .Rekor falan bunlar güzel şeyler de asıl üzüldüğüm nokta birisinin 1. turda isner in de bugün 2. turda set alamadan elenmesi. Ulan madem niye kastınız o kadar! İsner çiftler maçından da çekilmiş. Programı da bozdunuz. Ancak ileride Kim 500 Milyar İster 'de 16 Milyarlık soru olursunuz. Onu da Murat Bardakçı gibi bi herife denk gelirsiniz herifi 16 milyardan da edersiniz. En azından şu Dünya Kupası'na bir alternatif oldu bu Wimbledon yoksa durumlar çok kötü.

Gelelim Dünya Kupası'na: Maçlar çok sıkıcı geçse de izlemekten kendimi alamıyorum.Hele son maçlar iyice çığrından çıkarttı olayı. Kaleye gitmemeler üstüne gelmemeler... Ömer Üründül bile "enteresan" diyemedi o derece. Neyse ki Perşembe Aşk-ı Memnu vardı da ne Üründül gördüm ne vuvuzela.

"Oha lan Aşk-ı Memnu mu izledin!?" diyeni terlikle dövücem artık. Yüzde 73 oran çıkmış lan reytinglerde! Twitter da en meşhur ikinci konu olmuş. Muhafazakar demokrat ülkeme bak sen!

Muhafazakar deyince geçen gün yolda muhafazakar güvercin gördüm. İki tane güvercin telin üstünde "aşk yapıyordu". İktidar yanlısı ince bıyıklı(tam göremedim ama sanki var gibiydi lan ince bıyık, cidden bak) 3. bir güvercin hızlı hızlı gelip resmen bunları kovaladı. Bildiğin kovaladı ya garipleri... Ben adam toplayıp linç etmediklerine şükrettim gerçi.


Son olarak , 100. takipçiye sürpriz hediyeler olduğunu buradan açıklamak isterdim ama , maalesef ancak hurma veriyoruz. Kendisine afiyet olsun(Tabi günün birinde ulaşırsak o sayıya, bak bunu hiç düşünmemiştim)

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Kıza Film-2




"Sana boncuktan kuş yaptım :P"

20 Nisan 2010 Salı

Paylaşmak İstedim - 14


Sınavların bitmesiyle memleket hasreti doldu yine içime. Gidip görmek, çeşmeden sularını içmek, anamın babamın elini öpmek, kuzuların melemesini(kuzu mu!) dinlemek farz oldu. Böyle pastoral bir giriş yaptığıma bakmayın aslında tam tersi şeylerden bahsedeceğim.

Dönüş yolu biraz çetrefilliydi. TCDD nin yol bakım çalışmalarından dolayı Eskişehir'e kadar otobüsle gelmeye çalıştık.Çalıştık diyorum çünkü otobüsümüz Eskişehir'in girişinde bozuldu. Aslında ben tam o anda muavinden "Bundan sonrasına katırlarla devam edeceğiz " esprisi bekliyordum ama yapmadı. İnsanlar gerildi, kimileri otobüsün tamir olmasını beklemeden taksi çağırıp kendi imkanlarıyla trene yetişmek istedi. Ben bekledim. Hem taksiye para vermemek hem de herhangi bir aksaklık sonunda cingar çıkartmak istiyordum.Sonra nasıl olduysa şöförle muavin bir şekilde otobüsü tamir ettiler de , Yüksek Hızlı Tren'imize ulaşabildik.

Sanki bir yarım saat önce otobüsü bozulan rezil topluluğun bir üyesi değilmişim gibi YHT nin içine girince kendimi bir anda metropol insanı gibi hissetmeye başladım. Buram buram teknoloji kokuyordu içerisi. Evet belki ben "economy" tarafındaydım,fakirdim, fakat içinde "Business" bölümü barındıran bir aracın içerisindeydim ve bu da bana yetiyordu. Mutluydum.

Hemen oturup kulaklıklarımı taktım, çalan Fransızca şarkı beni iyice havaya sokmuştu. Şöyle etrafı kolaçan edince sağımda akademisyen olduğunu zannettiğim bir kadının tam göremesem de yabancı dilde bir dergi okurken buldum. Onun önündeki adam laptopunu açmış işlerini hallediyor, benim önümdeki şık giyimli çift ise gazetlerini(Washington Post ya da New York Times tarzı gazetler)açmış, okuyorlar. O anda gözüm YHT nin monitörüne takılıyor.Ekranda 250,6 km/h yazısını görüyorum. Camdan dışarı bakıyorum. Önümden büyük bir hızla akan modern tarıma elverişli tarlaları izlerken yüzüme o metropol insanının tebessümünü takınıyor ve kendi kendime "İşte!" diyorum.

İşte! tam bu anda burnuma çok kötü ve tanıdık bir koku geliyor. Kokuyu duyar duymaz sarsılıyorum.Hatırlıyorum bu kokuyu.Eski günlerden,eski kötü karanlık günlerden.Derinlerden bulup çıkarıyorum nereden olduğunu : Karesi Ekspresinden! Dönüp arkama baktığımda bir de ne göreyim ! Her tren yolculuğunda yumurta ve domates yiyen yaşlı çift de burada! Tam arkamda bitmişler. Kaçamamışım.Kaçmam da mümkün değil zaten!

Kafamı sağa çevirdiğimde akademisyen tipli kadının aslında normal bir ev kadını görüntüsünde olduğunu ve okuduğu derginin de yabancı dilde falan değil bildiğin TCDD nin bastığı "Railway" gibi bir ismi olan saçma dergi olduğunu farkediyorum. Hemen önündeki laptoplu adam ise işlerini halletmek ,maillerine bakmak şöyle dursun bildiğin "solitare" oynuyor. Önümdeki şık çift ise şık falan değil. Hatta epey rüküş diyebiliriz. Gazetlere gelince; adamın elinde kocaman bir "Bilica" kafası kadında ise Sabah'ın "Günaydın" eki. Son bir umut olarak kafamı cama çeviriyorum. Ne tarla var ne tarım. İşte o anda kulaklıktaki şarkı da değişiyor. Audioslave söylüyor :
"Be yourself!"

15 Nisan 2010 Perşembe

Holy Mother of God!!

Sahipsiz aygır, 5 yarış atına tecavüz etti.



Çitler Kırdı ve 5 yarış atına tecavüz etti.

Polis, olaya el koydu ve aygırın sahibini bulmak için çalışma başlattı. İnciraltı Atlı Spor Tesisleri'nin sahibi Mustafa Akın, en az 100 bin lira zararı olduğunu belirterek, "Doğacak atlar safkan olmayacak. Kızımın doğacak taylarının babaların soyu beli olmayacağı için kimlik çıkaramayacağım" dedi.

5 AT İLE İLİŞKİYE GİRDİ

İlginç olay, İnciraltı semtinde, İnciraltı Atlı Spor Tesisleri'nde meydana geldi. Çiftçilik yapanların da bulunduğu bölgede, bağlı olduğu yerden ipini koparan binek atı bir aygır, Atlı Spor Tesisleri'ne gelip çiti yıkarak, dişi atların bulunduğu bölümü girdi. Çapkın aygır, aralarında Türkiye'deki yarışlarda koşan şampiyon İngiliz atı Dinyeper'in yavrusu olan Happy Girl'in de bulunduğu beş kısrakla çiftleşti. Sabah saatlerinde tesise gelen 33 yaşındaki Mustafa Akın, gördüğü manzara karşısında şok oldu. Akın'ın haber vermesi üzerine polis, çapkın aygırın sahibini bulmak için çalışma başlattı.

"YORGUN DÜŞÜNCE DIŞARIYA ÇIKARDIK"

Çapkın aygırın gece yarısı atlarımın bulunduğu arazideki çiftleri yıkırak içeriye girip, 5 atımla da ilişkiye girdiğini belirten Mustafa Akın, "Sabah geldiğimde çiftleşmeye devam ediyordu. Güçlükle ayırmaya çalıştım ama bana karşı koydu. Ancak öğlen saatlerinde yorgun düşünce üç arkadaşla birlikte dışarıya çıkarmayı başardık" dedi.

"YAVRULARA KİMLİK ÇIKARTAMAYACAĞIM"

İncirlatı Atlı Spor Kulubü'nün açılışını yapmayı büyük bir heyecanla beklerken, sorumsuz bir at sahibinin bunu kendisine zehir ettiğini dile getiren Mustafa Akın, atın sahibinin bulunması durumunda kendisinde şikayetçi olacağını ve 300 bin lira tazminat davası açacağını belirtti. Bu aygırın bütün hayallerini alt üst ettiğini belirten Akın, "Aygırın çiftleştiği atlar arasında önümüzdeki günlerde yarışlarda koşturmaya hazırladığımız ve büyük umutlar beslediğimiz Happy Girl de bulunuyordu. Bu attın soyunun safkanlığını da bozdu. Çiftleşmeden dolayı doğacak tayların hiçbirine kimlik çıkatamayacağım. Çünkü doğacak tayların babaların soyu beli olamayacak" dedi. Hipodromdan veterinerler gelip DNA testi yapacaklarını belirten Mustafa Akın, "Olumsuz rapor verilmesi halinde atımın yarış hayatı bitirebilir" dedi.

TEK ÇİFTLEŞMEDE AT GEBE KALABİLİR

Veteriner Hekim Kadir Keser, atların tek çiftleşmede hamile kalabileceğini belirterek, "Bunun garantisi yok. Ancak bir çiftleşmede atlar hamile kalabileceği gibi 10 çiftleşme sonucunda da hamile kalmayabilir. Bunun için bir sey söylemek zor" dedi.


Dip Not: Üzülerek belirtmeliyim ki zaytung haberi değil.


Dip Not 2: Atlardan birinin adı "Happy Girl" imiş. Yorum Cüneyt Özdemir'den geldi: " Acaba hala öyle mi?"



12 Nisan 2010 Pazartesi

Yazı-Yorum= Yazıyorum


Evet dostlar. gördüğünüz gibi dibi gördük. An itibariyle bittik galiba. Burası artık eski şaşalı! günlerinden(hangi şaşa diyenleri duyuyorum vardı bi ara öyle günler şimdi, kabul edin) çok uzakta, kelime esprisi ve açıklamasıyla başlık atılabilen bir blog haline geldi. Dünya için küçük ,bizim için.. aslında bizim için de çok da büyük kayıp olmadı. Yani pek etkilenmedik. Başlarda heyecanlıydık. "Kaç yorum alıcak beğenilecek mi?" Sonradan tırt olduğumuzu anlayınca , çoktan "gönder gelsin" e dönmüştük. Neyse ben aslında başka şeylerden bahsedecektim

Bugün ilk sınavlar bitti. Evet yanlış duymadınız 2 haftada sadece 6 sınava girerek 3 ün 2 sinin ilk sınavlarını bitirebilirsiniz.Hatta hemen ararsanız sınavların yanında süpriz quizlere de hediyemiz. O değil de daha önümüzde bunların 2. sınavları bi de finalleri var ki eyvah eyvah. Neyse hallolur.Beklersek olur.Belki olur.

Bir de bu aralar bölüme bulaştırdığım bir virüs sayesinde her sınavdan sonra topluca band hero ya gidiyoruz. Fakat çaldığımız yer o kadar saçma ki, iki TV yan yana bir tarafta adamlar nothing else matters girişini ağlatmaya çalışırken diğer tarafta benim boru gibi sesimin "sörçiiiiiiin, sik end distroy!"(böyle yazınca da ayıp oldu biraz ama) diye inlemesi bütün sinirleri geriyor. Sürekli iki taraf birbirinin sesini kısması için mekandaki görevliye gidiyor. Bu döngü sonucu iki tarafın da sesi tamamen kısılıyor ve oyun sadece gelen butonlara basmaya dönüşüyor.(zaten o değil mi diyenler görüyorum, yapmayın!)Bi de bu aralar başka bir derdim daha var dostlarım. Benim çok eski bir telefonum var(2005 in En İyi Telefonu -Samsung D500) Yani 2005 deyince o kadar eski gelmeyebilir ama sonuçta elektronik dünyasında yıllar "e" üzeri şeklinde gider. Yani e yaklaşık 2.7182.. gibi bir şeyse benim telefon tam 148 yıllık. E haliyle deforme oldu. Bir de beni bilen bilir elektronik alete karşı biraz kabayım.Kendisine yüklü para verdiğimden ,artık onun efendisi olduğumu gösterme isteği kaplıyor içimi, hor kullanıyorum. Sonuç olarak artık sadece aşağıdaki fotoda olduğu gibi şarj olabiliyor.Resmen her şarj girişimimde bantlarla düzenek kuruyorum. Bütün bunların üstüne bir de "ma cherié" ye IPHONE alındığı haberi gelince, tek kelimeyle yıkıldım. Hayır dostlarım kıskançlık değil bu,(biraz gıpta desek yerinde olur gene de) sadece erik gibi kütür kütür ayfon ortaya çıkınca benim telefon bu acıya daha fazla dayanamayıp infilak edecek diye korkuyorum.Acaba şu fotoyu samsung a yollasam bana acıyıp yeni bi telefon yollarlar mı? Bence yollarlar.
Ayrıca iphone alsam,ya da daha doğrusu alınsa, bu kez de ben kullanamıcam. Çünkü beni yine bilen bilir, benim parmaklar dolma gibi,maşallah. E hal böyleyken o iphone un dokunmatik olayına giremiyorum.Bi kaç kere arkadaştan nete girecek oldum, bi google yazana dek ne terler döktüm anlatamam.G den başka her harf çıktı gözünün yağını sevdiğim ekranında. Yok yok benim telefon iyi gene tuşlar basmıyo falan ama yine de konuşabiliyosun cayır cayır.

Bi de bu yaşlı insanlara alınan (torunları ya da çocukları tarafından) cep telefonları var ya. Hah işte beni en çok hüzne boğan elektronik eşya türü o telefonlardır. Çünkü telefon bütün gücüyle Mozart'tan Ala Turca yı çınlata çınlata çalsa da genelde yaşlı tarafından duyulamaz. Duyulsa bile bir türlü doğru "yeşil" tuş bulunup basılamaz. Yaşlının karar vermesini bekleyemeden biten çağrı sonucu yaşlıdaki çöküntü ve "aha gitti", "açamadım" bakışı başka bir yazının konusu olsun. Ayrıca bu telefonlar genelde Nokia nın dev 5110 3310 gibi bol bataryalı az masraflı mütevazi modellerindendir fakat , maalesef, telefon evde sürekli bataryada tutulduğundan kendi kendin yer ve zırt pırt kapanmasıyla meşhurdur. Telefondaki bir başka hüzün kaynağı ise Mesaj bölümüdür. Hiç bir yaşlı telefonunda bu bölüm kullanılmaz.Yeni Mesaj yazan yere ancak arada sırada eve uğrayan torunlar tarafınan girilmiştir. İşin daha vahim boyutu ise gelen kutusudur. Gelen kutusu hep ağzına kadar doludur(ki içeriğini genellikle bayram,kandil ve Ykm bilmem ne indirim mesajları oluşturur.) ve hiç bir mesaj okunmamıştır. Arada tek tük okunan olmuşsa bile hiç bir şekilde silinmemiştir. Bu telefonun hem yaşlıya hem kendine tek hayrı arada bir gittiği 50 mt ötesindeki komşuda çalması ve büyük bir şansla açılması sonucu komşuların yanında torunla konuşabilme havasının atılabilmesidir.O da denk gelirse.

Yazının sonunda buradan beni seven herkese şöyle sesleniyorum:

kolumda üç beş jilet yarası
kalbimde aşk yarası
beynimde yılların anısı
seveydin nolurdu be canısı!

ODTÜ den Yaralı Stayla... yo yo . (Apaçi forevır)

6 Mart 2010 Cumartesi

Ben Yazmazsam Olmaz: Oscar 2010



Oscar tahmini için epey geç kaldık.Evet bu noktadan sonra yapılacak tahminler için tüyo aldığımız bile düşünülebilir.(hoş hiç biri tutmayınca gerçek anlaşılacaktır) İşte belli başlı kategorilerde 2010 Oscar ları (bence tabi)

İlk olarak En İyi Film:

Bu sene 10 Aday var. İlk aşamada Up, Up In The Air, A Serious Man, Blind Side ve District 9 ı eleyerek adayları 5 e indiriyorum.

Up animasyon furyasında ne çeksek izliyolar diye hazırlanmış bir film değil fakat Oscar adaylığı:Orada durun sayın abim!

Up in The Air; ilginç bir konuyu ele almaya çalışmış gibi görünse de aslında alamamış. Daha doğrusu işin bir boyutunu gösterip asıl büyük resmi saklayan Holywood yapımlarından. Film maalesef belirli klişelerden kurtulamamış. O yüzden ilk elenenler arasında.

Blind Side ise; konusunun gerçek bir öyküye dayanıyor olması ilginç gelse de Holywood bu tarz kötü muhitten yetenekli saf çocuk ve ona yardım eden insanlar temasını milyon kez işledi. Buradaki tek fark ,yardım edenlerin üst sınıf bir beyaz hristiyan ailesi olmasıysa evet çok farklı!

District 9 ise gerçekten farklı bir konuyu ele alıyor: Uzaylılar! Yok bu konuda ciddiyim , çünkü ilk olarak gemi New York a ya da California ya gelmiyor. Johannesburger e Güney Afrika'ya inmesi bile işin boyutunu tamamen değiştiriyor. Ve uzaylılar Dünya yı işgal edip bizi esir almıyor, biz uzaylıları toplama kampına yerleştiriyoruz. Bütün bunlar gerçekten çok iyi de ah o sondaki Holywood hamaseti! Alamıyorsunuz di mi kendinizi o eski günlerinizden!

Gelelim The Hurt Locker'a. Neyin tantanası bu anlamadım. Irak savaşıyla ilgili vardı zaten daha iyi filmleriniz. In the Valley of Elah vardı mesela ne bileyim.Öncelikle filmde anlatılmak istenen ne? biri bana söylerse sevinicem gerçekten. Askerlerin duyguları desen; yetersiz. Bomba imha görüntüelri mi? Öğrendiğim kadarıyla kolpaymış.Yani ABD Irak'ta öyle şeyler yapmıyormuş.E film ne Amerikan Propagandası yapıyor ne Savaş Karşıtlığı. E o zaman niye çektin bu filmi sevgili Kathryn.?! Sırf eski kocana gıcıklık olsun diye mi? Eğer amacın sadece deneysellikse evet ulaşmışssın.

Gelelim eski kocasına ve asıl meselemize: And the Oscar goes to .. kısmı. The Basterds çok iyiydi. Kimileri beğenmedi burun kıvırdı falan ama gerçekten güçlü bir filmdi.Özellikle 3 farklı dil kullanılması filmi güçlü kılan etmenlerdendi. Fakat Akademi Tarantino ya bu onuru bir kez daha verir mi? Hiç beklemesin derim.Bu sene Oscar Avatar'a gider. Gitmeli de zaten.Evet film laçka oldu farkındayım.Fakat popülaritesi kalitesinin önüne geçse bile Akademi bunu göz ardı edecektir ve devrim denen bu sinema olayını mutlaka ödüllendirecektir diyorum. Yani cevabım Avatar.

Yönetmene gelirsek, çabuk geçicem burayı. Çünkü bir filmi iyi ya da kötü yapan bir çok etmen olsa da asıl olay ve pastanın en büyük dilimi yönetmene aittir. Bu da şu demek.En İyi Film = En İyi Yönetmen. Bence tabi. Tebrikler James Cameroon (Akademi de bunun farkında ki son 20 yılda sadece 4 kez En iyi film ve yönetmen ödülleri paralellik göstermemiş)

Gelelim oyunculara:

En İyi Yardımcı Erkek: Tartışmaya hiç yer bırakmayan performansıyla : Christoph Waltz. Bu sene en garanti tahmin kesinlikle odur.

En İyi Yardımcı Kadın: Up in The Air in 2 kadınının da alamayacağını düşünüyorum.Hoş Amrikanlar filme daha bir sempatiyle yaklaşabilirler sonuçta onların yaşam tarzına cuk oturan bir film.Ve o filmin oyuncuları da ödüllendirilebilirler.Ama bence yanlış olur. Penolepe desen daha geçen sene aldı, her sene her sene vermezler, Oscar o kadar da yağlı kapı değil. Mo'nique geçen sene olsa Obama şovla kesin alırdı Mo'nique ,bu sene de bence favori ,Maggie Gyllenhaal da plase.

En iyi Erkek: Jeremy Renner, Colin Firth, George Clooney: İyi performanslardı ama maalesef. Sizden birine verilemeyecek kadar değerli o ödül desem bana kırılmazsınız di mi? (Piuu, adamlar şimdi şurada olsa ne taraflarıyla güleceklerini bilemezlerdi şu söze) Ama alamasınız. Gelelim üstadlara. Morgan yine yaptın yapacağını.Geçen yaz ölüyodu bi de bu adam. Nelson Mandela rolü için fazla uzunsun farkındayım ama inanılmaz kıvırmışsın be üstad. Heyhat bu sene rakibin dişli.Her yerde bu ödül için tek bir isim geçiyor : Jeff Bridges. 5 adaylığın ardından bu kez çok yaklaştı.Akademi bu fırsatı tepmeyecektir. Jeff Bridges e hayırlı olsun

En İyi Kadın: İşte en zor yer burası. Sandra Bullock Altın Küre yi aldığında henüz Blind Side ı izlememiştim.Dibim düştü o anda. Sandra Bullock dediğin ,öyle saçma rollerin insanı, nasıl olur? dedim kendi kendime. Filmi izleyince epey yumuşasamda Oscar o kadar kolay gitmemeli. Verirlerse ayıp ederler. Helen Mirren ve Meryl Streep siz hemen her sene adaysınız zaten. Laf yok. Carey Mulligan sen de çok gençsin ama olur mu olur, şahsen benim gönlümden geçen isimsin. Precious? Yok ya olmaz herhalde öyle bir şey..

Son olarak Animasyon: İki film arasında geçecek: Mr. Fox ve Up. Ben ilkini daha çok beğensem de (en azından daha deneysel bir yapımdı) ikincisi daha yakın duruyor hele ki en iyi film adaylığından sonra.

Benim diyeceklerim bu kadar. Güzel bir tören olması dileğiyle..

1 Mart 2010 Pazartesi

Sometimes I Say Stupid Things

Hafta sonu Bedük konserinde Bedük; "Franz Ferdinand'ı çok seviyoruz" deyip arka arkaya şarkıları patlatınca, uzun zamandır Franz Ferdinand'a uzak kaldığımı hissettim. Son albümden geriye doğru taradım yavaş yavaş. Ama bu parçada takıldım kaldım biraz galiba. Acayip bi parça, ölüyü diriltir denilen cinsten yani.

Albüm genel olarak çok başarılı. Ama "No You Girls" ayrı diğerlerinden biraz, kıpır kıpır böyle. Ha bi de Bedük hakkaten eğlendiriyomuş.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Mew

Mew, bugüne kadar gördüğüm en uzun albüm adına sahip olan grup olabilir. Öncelikle ondan bahsedeyim. Albümün adı; "no more stories are told today, i'm sorry they washed away." Albümün adı tam olarak bu evet. Ama bakmayın çok güzel bi albüm yapmışlar. Birkaç yerde görüp merak ettim ve bu albümle bi deneme sürüşü yapalım dedim ve fazla sürmeden tüm albümleri edinmeye karar verdim. Edinmek derken de yanlış anlaşılmasın, warez sağolsun heh heh. Yaptıkları müziğe gelince nasıl tanımlayacağımı tam olarak bilmiyorum, huzur verici, dinlendirici bir müzik en basit haliyle. Henüz diskografiye tam anlamıyla hakim olamadığımdan şu şarkıyı kesin dinleyin diyemicem ama albümü bi dinleyin, devamını edineceğinize şüphem yok. Sadece bu albüm de değil tabi toplam da 5 albümleri varmış.

Günün birinde yollarının ülkemize düşmesi ümidiyle.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Ramiz Dayı Bursasporluymuş...

Ramiz Dayı'nın bu haftaki oyunu da Fenerbahçe'nin 2-0 öne geçmesine izin vermek, Guiza ile Fenerbahçe taraftarının arasını bozmak ve son dakikada maçı almakmış. Bu hafta Ezel yoktu, Bursaspor vardı kardeşş!


20 Şubat 2010 Cumartesi

Wild Roses


Ne güzel abimişsin sen Nick. Dinle dinle doyamadım.

17 Şubat 2010 Çarşamba

Kıza Film



- Abi kıza film değil, kısa film...

Dip not: Bu projeyi gerçekleştirirken bana büyük! destek olan anneme çok teşekkürler. Zira çekimler esnasında aramızda şöyle bir diyalog geçmiştir:

Annem : Napıyon sen?
Ben: Film çekiyom.
Annem: Bu dağınıklıkta film mi çekilir?
Ben: ....

10 Şubat 2010 Çarşamba

Haftanın Filmine Kısa Bir Bakış-27


Woody Allen üstaddır. Saygıda kusur etmeyiz.Fakat ma cherié nin üstada olan aşırı sevgisi beni tedirgin ediyor dostlarım. Woody Allen da sağlam ayakakbı değil.75 yaşına falan bakmayıp kendi evlatlığına sarkan adamdan her şey beklenir. Neyse benim asıl anlatmak istediğim şey başka tabi ki. Bir Woody Allen filmi : Zelig.

Filmde Woody Allen Leonard Zelig isimli fantastik bir kişiliği canlandırıyor. 1920 lerin bir fenomeni olarak sunulan bu hayali kişiliğin özelliği ise şu: O bir insan bukalemun. Evet,Zelig girdiği her ortamda baskın olan kişiliklerin özelliklerini aynen alıyor,hatta onların şekillerine bürünüyor. imdb de filmin anahtar sözcüklerine tıklarsanız Nazi,Yahudi,Vatikan,Uçak Kaçırma,Beyzbol vs gibi bir çok birbiriyle alakasız kelime görebilirsiniz.Varın hikayenin tamamını siz hesap edin.

1983 yılında gösterime giren bu absürd hikaye ile Woody Allen,Leonard Zelig'in hayatının üstünden çok geniş bir modern toplum eleştirisi yapıyor. Zelig'in hayatı hakkında bir belgesel şeklinde olan bu filmde de Mia Farrow ,Allen'ı yalnız bırakmıyor. (bkz. Bir Woody Allen Klasiği)

Kısacası şiddetle tavsiye edeceğim,çok zekice ve ince eleştirilerle sizi çok şiddetli gülmelere gark ettirecek bomba gibi bir film ; Zelig. Bir okuyucu yorumuyla hem yazıyı bitireyim hem de durumu özetleyeyim :" Woody Strikes Back"

Şimdiden iyi seyirler.

Dip not: sukullaci ye sevgilerle.(Bu arada, naptın lan geçtin mi?)

9 Şubat 2010 Salı

Haftanın Müzik Listesi-43


Haftanın Müzik Listesi-42 nin yayın tarihinin 15 Kasım olduğunu görünce dibim düştü. Yani bu süre zarfında yaklaşık 21 milyon insan ölmüş. Yani en azından 15 Aralık 'ta bir liste yapsaydık kabaca 16 milyon insan daha bu listeden faydalanabilirdi. Kısacası suçluyuz. Birazdan yapacağım liste bu suçumuzu hafifletmeyecek ama en azından gelecek nesillere bir umut ışığı olacak, spicoli'nin suratına bir tokat gibi çarpacak. (sahi bi spicoli vardı,noldu?)

En iyisi fazla uzatmadan Vakit gazetesi tonlamasıyla vereyim listeyi :İŞTE O ŞARKILAR!

Monochrome- Yann Tiersen

Des Armes - Noir Desir

House of the Rising Sun - Bob Dylan

Mr. Crowley- Ozzy Osbourne

Always Somewhere - Scorpions

Liste sizi Monochrome'la boşluğa itecek,Des Armes la devam ederseniz o boşlukta dayak yemişe döneceksiniz, House of The Rising Sun la da üstünüze toprağı örtecekler.

Son anda Ozzy den uzanan yardım eliyle üzerinizdeki ölü toprağını atmaya çalışsanız da Always Somewhere le Scorpion o eli de kesecek.

İyi dinlemeler..

7 Şubat 2010 Pazar

Only Absence Near Me!


Tatilimin son bir haftasına giriyorum.İlk hafta yorgunluk atıyorum diye sevinirken son hafta hiç bir şey yapmadığım için dertleniyorum.İnsan da garip bir varlık.

Peki bu boşluk duygusundan kurtulmanın bir yolu var mı? Sevdiğim kadın TV yi kapatmamı önerdi.Yaptım. 3 dk 29 saniye sonra babam gelip yine açtı.(uydu kapanınca TV nin karıncalı kanal üzerindeki geri sayım saati sayesinde kesin süreyi biliyorum)Ayrıca, Aile hayatının TV çevresinde döndüğü tespitinde de bulundu.Haklı da.

Peki TV yi kapattık, bu kez ne yapacağız? Ma Cherié,bu kez de kitap oku ya da film izle diyor.Haklı da.Fakat bu insan da çok tembel bir varlık.

Aslında tatil boyunca 9-10 film izledim. İzlenimlerimi paylaşıcağım ilerleyen yazılarda(Evet ilerleyen yazılar olacak) Yine de çok daha iyi değerlendirilebilirdi bu tatil.Bir de benim 3 hafta tatilim varken , tıp fakülteleri öğrencilerine ve doğal olarak "sevdiceğime" 2 gün tatil vermesi dengeleri değiştirdi. Bir zamanlar burayı yorumlarıyla süsleyen "Küçük B.B" rumuzlu çok sevgili arkadaşın "3 günlük dünyada 3 gün tatil yeter" gibi bir yorumu da vardı ama bu şekilde kendini ve "geleceğin doktorlarını" kurtarması zor.

Geleceğin doktorları demişken buradan sedürt e sesleniyorum: " O ne biçim dekan lan,!" Ben bizim dekanın adını bile bilmiyorum.

Bir de futbol meselesi var.Eve gelince babam sayesinde gündemime tek kelimeyle futbol oturuyor. Artık o kadar ileriye gittim ki TRT 1 de Hakan Şükür le Ömer Üründül'ün saçma sapan yorumlarını bile dinledim. İzlerken farkedemiyorsun,fakat sonra düşününce herkes aynı şeyi diyor lan! TV yle futbol birleşirse oraya çakılıyorsun.Mümkünse TV açıksa bile futboldan kaçının.

" Chliché " sözcüğünü yazmayı da kullanmayı da seviyorum. Tam Türkçe karşılığı da " Beylik Laflar" O da güzel. Bir romanda görürsem tebessüm ederim.

Gelelim roman işine.Zorba'yı okuyun. Tavsiye ederim. Anlatımı akıcı, hikayesi güzel, karakterleri etkileyici. Ayrıca çok iyi bir felsefi temele de oturtulmuş, yani üstünde uzun süre düşünebilirsiniz. Bir kitaptan ne beklerseniz hepsini veriyor kısaca.( Tekrar teşekkürler M.)

Benim canım film izlemek istiyor diyenlere de "In the mood for love" ı tavsiye ederim.Orijinal adı da " Fa yeung nin wa". Aşk filmi izlemek istiyorsunuz fakat "chliché " den , klasik hikayelerden ve göz çıkaran fedakarlıklardan uzak mı durmak istiyorsunuz. Bu film bu isteğinize cevap niteliğinde.Çok sevgili bir insanın yorumuyla "İncecik,kırılacak gibi çok naif ve saf bir aşk hikayesi" Mükemmel geçişleri ve inanılmaz etkileyici müziğiyle film üstünüzden bir ilkbahar meltemi gibi akacak. (bkz. Beylik Laflar) Ama gerçekten de öyle.

Son olarak , bu yazıda adından çok bahsettiğim okendinibiliyor a bir mesaj: " BAOIENKĞNAAISÇŞM ". Herkese iyi geceler.

Dip not : "Bu yazıyı bir de ACDC den 'Back in Black' le birlikte okuyun."

17 Ocak 2010 Pazar

Paylaşmak İstedim - 13


Birkaç gün önce sigara almak için bakkala girdim. Kasada 15-16 yaşlarında bir çocuk, tezgahın hemen önünde de 8-9 yaşlarında çocuğun kardeşi vardı. Sigarayı istedim parayı uzattım. Tam o anda ufak çocuk "üzerinde sigara içmek öldürür yazıyo, siz içiyonuz" dedi. "Hakkaten lan" dedim, sigarayı uzattım paramı geri aldım. Abisi çocuğa pis pis bakıyordu.

Dükkandan çıktım, arkamdan ufak bir bağırış çağırış geldi. Umursamadım. Biraz yürüdükten sonra canım iyice sigara istedi. Bakkala geri döndüm. Ufak çocuğun gözleri şişmişti. Muhtemelen abisi tarafından darp edilmişti. Sigara istedim. Parayı verdim. Çocuk bu sefer bir şey demedi. Sadece bana pis pis bakıyordu.

15 Ocak 2010 Cuma

Türk Eğitim Sistemi!


Selçuk Erdem twitter da paylaşmıştı bir süre önce. Bir kreşin camında asılıymış!

3 Ocak 2010 Pazar

Brad Pitt vs Brad Pitt




Brad Pitt denen abimiz fiziksel durum olarak kadın erkek genç yaşlı 7 den 70 e hepimizin beğenisini kazanmış en güzel bir insan evladıdır. Ama bu durum o kadar göz önünde olunca adamın oyunculuğu da haliyle ikinci planda konuşuluyor. "Hepimiz onun gibi olmak isterken adam belki sırf bu yüzden kendi tipinden şikayetçi..." diye saçma sapan önermeler atardım ortaya ama ağzıma tekme yerim diye korkuyorum. Neyse benim asıl diyeceğim şu : Adam büyük oyuncu ve şöyle bir düşününce epey üst düzey filmlerde de bulunmuş. Bu aralar 5 lilerden gittiğim için, alın size "zannımca" en iyi 5 Brad Pitt filmi :

  • Snatch
  • Babel
  • Inglourious Basterds
  • Seven
ve tabi ki
  • Fight Club
"İsterseniz siz de kendi listenizi yapabilirsiniz. imdb.com la Brad Pitt in hem hayat hikayesine ulaşabilir hem de filmografisini öğrenebilirsiniz. Hemen tıklayın!! imdb.com sinema ondan sorulur"

Dip not: Fotoğraf " blog iyice erkek ortamı olmasın , yanlışlıkla gelen kızlar biraz daha sitede takılsın, ba(ğ)yan okuyucularımızın da gözleri bayram etsin, gönülleri şen olsun diye" konulmuştur.Yanlış anlaşılmamasına...

Çok dip not: Bir de yeni yıl geldi bu arada. Bazıların(m)ız farkedememiş olabilir diye uyarayım dedim. 2010 olunca da 10 yıl ın bilmemneleri listeleri gırla döndü etrafta. Biz tabi bi farkımız olsun, klişeye kapılmayalım diye girmedik. Şaka lan fırsat bulsam ben girerdim valla. Dibine kadar da yapardım .Son 10 yılın en iyi 10 ismail yk şarkısı dahil. (yurtseven kardeşler olarak yaptıkları hariç tutularak)