
29 Haziran 2009 Pazartesi
Haftanın Müzik Listesi - 38

27 Haziran 2009 Cumartesi
Haber Diye Buna Derim
Eşcinsel penguen çift bebek evlat edindi
Humboldt türü iki erkek eşcinsel pengueni, kendi türlerinden bir bebek pengueni böyle evlat edindi Almanya’nın kuzeyindeki Bremerhaven kenti hayvanat bahçesinin Humboldt türü iki erkek eşcinsel pengueni, kendi türlerinden bir bebek pengueni bizzat kendileri kuluçkaya yatarak evlat edindi. Hayvanat bahçesinin internet sitesinde yapılan açıklamaya göre, çatlamadan önce biyolojik anne-babası tarafından reddedilen yumurta, veterinerlerin asıl ailenin yuvasına yeniden yerleştirmek için ısrarlı girişimlerine rağmen, penguen ailesi tarafından kabul edilmedi. Veterinerler, bunun üzerine yumurtayı, “doğru besler ve büyütürler” diye hayvanat bahçesinin üç eşcinsel penguen çiftinden birinin yuvasına bıraktı. İki penguen, yumurtayı büyük bir sevinçle kabullendi ve severek yumurtanın üzerinde kuluçkaya yattı. Yumurtanın çatlamasının ardından eşcinsel çiftin gerçek anne-baba gibi davrandığını, dört hafta boyunca yavru penguenin tuvalet eğitimiyle ilgilendiğini ve onu balıkla beslediğini belirten hayvanat bahçesi yetkilileri, web sitesinde, “Hayvanlarda eşcinsellik alışılmadık bir durum olarak görülmemeli. Bu dünyada çiftleşme illa ki üremeye bağlı değil” ifadesini kullandı. Şili ve Peru kıyılarında yaşayan Humboldt penguenlerinin sayıları, son yıllarda özellikle balıkçılık endüstrisinin balık stoklarını tüketmesi yüzünden büyük ölçüde azaldı.
Eşcinsellik karşıtı homofobik bir insan değilim, yalnış anlaşılmasın. Eşcinsel arkdaşları tenzih ederim de bence burada sorumluluk tamamen dişi penguenlere ait. Çünkü aynı insan dünyasındaki bu hayvanlarda da (biraz sert olacak o yüzden rahatsız olan(olacak) arkadaşlardan şimdiden özür dileyerekten) bu "verme" işi çok önemli bir meseleymiş gibi ele alınıyor. Örneğin bizim yurdun çevresi güvercin dolu. Ara sıra da besliyoruz .Şöyle biraz bakınca sürekli bazı güvercinleri kovalıyor bazılarını da kaçar halde görüyorum.Öndeki sanırsam dişi ve ısrarla kaçıyor.Arkada kabarmış bir şekilde beliren erkekse inadına kovalıyor. Ya neyine kaçıyorsun arkadaş zaten çok fazla alternatifin yok. Uğraştırmasan ne olur sanki. Kısıtlı biyoloji bilgime sığınarak sallıyorum ve dönüp dolaşıp gene İsviçreli Bilim Adamları na o güzel insanlara soruyorum." Vermeme" geni var mıdır? Bunun cevabını verecek arkadaşa Kahramanmaraş Göksun Değirmendere kasabasında tam bir hafta tatil imkanı.
26 Haziran 2009 Cuma
Bir Kutu Çikolata - 4
Bugün son yazdığım "bir kutu çikolata" yazısında bahsedilen olayın hemen akabinde gerçekleşen kısımları anlatacağım. Okumamışsanız eğer bugünkü hikayenin öncesini şuradan okuyabilirsiniz.
Popun Tanrısı

25 Haziran 2009 Perşembe
Wimbledon 2009
23 Haziran 2009 Salı
Evans Geri Döndü

22 Haziran 2009 Pazartesi
Zor İşler
16 Haziran 2009 Salı
Şampiyon
.jpg)

.jpg)
14 Haziran 2009 Pazar
Haftanın Müzik Listesi 37

- Tom Jones - Green Green Grass of Home
- Camel - Lady Fantasy
- The Rolling Stones - Angie
- Jefferson Airplane - Somebody to Love
- Iron Maiden - Aces High
12 Haziran 2009 Cuma
Kürk Mantolu Madonna

9 Haziran 2009 Salı
Suçlu Bulundu: Testosteron

Tarantino'nun ''Rezervuar Köpekleri'' filmini bilenleriniz bilir..
7 Haziran 2009 Pazar
6 Haziran 2009 Cumartesi
Lanet Olsun Evans
5 Haziran 2009 Cuma
Benim de Tavsiye Edeceklerim Var - 2

Bugün Facebook'ta rastgeldim bu kısa filme. Kısa filmlere zaten özel bi sevgim vardır, final dönemiydi, dersti dinlemeyip izledim. Hem de defalarca.
4 Haziran 2009 Perşembe
Ustalara Saygı Kuşağı - 7





Festival Notları Gibi Ama Tam da Değil
Sene başından beri gerek spicoli'yi gerekse svetlin'i ilgiyle ve bir o kadar da kıskançlıkla takip ediyorum. Adamlar kah sinema festivallerine gidiyor, kah tribute pink floyd gecelerine katılıyor sonra da burada anlatıyorlardı. Benim gibi üniversite hayatını anadolunun küçük bir şehrinde geçiren bi insan için çok acaip şeyler bunlar. Ama bugün benim sıram.
Geleneksel 9. Afyonkarahisar jazz müzik festivali vuku buluyor şu günlerde burada. Hiçbir şeyden eksik kalmayayım diye aldım yanıma iki arkadaşımı gittim hemen festivale. Festival alanı şahaneydi öncelikle, çimenlere yayılıp geniş geniş izledik konseri. Yaklaşık 80-100 kişi falan vardı en fazla. Ses sistemi ışık falan iyiydi hep güzeldi yani bence.
Şimdi şöyle bir şey var; jazzla uzaktan yakından ilgim yok. Jazzla ilgili bildiklerini anlat deseler zorla bir iki cümle söyleyebilirim ancak. Sahne alan gençler(grubun adını da bilmiyorum) iyilerdi baya güzel çaldılar yani bence. Davul, saksafon, gitar bi de bas vardı enstrüman olarak. Vokal yoktu. Doğaçlama üzerine bi konsermiş öyle anons edildiler. İkinci şarkının bass rifleri çok iyiydi, bi de sonlara doğru çok güzel bir şey daha çaldılar. Saksafoncu güzel çalıyordu ayrıca baya. Enstrümanla sevişircesine.
Konser alanı şehrin birazcık böyle kuytu taraflarındaydı. Konser alanında koşuşuturup duran mahallenin çocukları olayı bir jazz konserinden çok kardeşler düğün salonundaki bir düğüne çevirseler de keyfimizi kaçırmaya yetmedi. Önümden koşarak geçip duran bi çocuğu yakaladım kaçtı elimden arkasından boşa tekme savurdum, “senin annen baban yok mu len?” dedim duymadı gitti.
Bu jazz konserine gittiğim arkadaşlar da jazz hakkında hiçbir fikir sahibi değiller. Dedik uyum sağlarız heralde bu ortama bunca yıllık iyi kötü bi müzik kültürümüz var sonuçta jazz bilmesek de. Böyle samimi hislerle gittik ama yeterli birikim olmayınca altını dolduramadık tabi bu samimiyetin. Yapabildiğimiz yorumlar “gitar iyi abi” “saksafoncu güzel yardırdı”dan öteye gidemedi. Bir iki “kültür mozağiği” falan gibisinden laflar ettik sonra ama kelime dağarcığı da zayıf olduğu için tıkandık. Arkadaşımın “biraz bilindik bir şeyler çalsalar da kopsak” demesinden sonra gitme kararı aldık ve hemen orayı terk ettik.
İşte sizlere bir festivalden notlarımı aktardım. Tam olmadı gibi ama idare eder bence. Konuya daha vakıf olduğum bi festival olunca daha güzel notlarla geleceğim karşınıza.
3 Haziran 2009 Çarşamba
Haftanın Müzik Listesi 36

- The Stranglers - Golden Brown
- Wave Machines - Keep The Lights On
- Pearl Jam - Black
- Jimi Hendrix - All Along the Watchtower
- The Police - Can't Stand Losing You
Hediye
1 Haziran 2009 Pazartesi
The X-Effect
Mtv'de yeni bi program başlamış The X-Effect diye. Geçen arkadaşım söyledi, anlatınca garip olduğunu anlamıştım ama dün zaplarken denk gelip izleyince iyice fark ettim. Garipler ötesi bi programmış. Hani Cıngılbört'ü bilenleriniz vardır, hah işte tam öyle abilere ve ablalara göre. Hani bizim Acun da abi bu program tuttu biz de yapalım aynısını deyip alıp getirse ilk programda ağızlar burunlar dağılır, silahlar patlar. En medeni insanımız, en Cıngılbört'ümüz bile dayanamaz harcar yani herkesi.31 Mayıs 2009 Pazar
Özlemişiz Bu Renkleri
.jpg)
Dün koymak istediğim yazıyı tembellikten erteleyince ksp benden önce davranmış. Beşiktaş'ın şampiyonluğunu kutlamış; ama hafif de bir dokundurmuş. Ben biraz farklı düşündüğüm için ayrıca yazayım dedim. Haa hepimiz böyle ayrı ayrı post yapsak halimiz nice olurdu, en pisinden Bursasporlu Svetlin var aramızda neticede. Ksp de ben de Galatasaraylıyız; ama ben duruma pek onun gibi kör şaşı tadında bakmıyorum. Belki de onun kadar futbolla ilgili olmadığımdan. Takımımın koca sezonda sadece 1 maçını stadda izledim. En fazla 3-5 maçı da naklen izlemişimdir. Yine de topu görse bomba diye karakola götürecek adam da değilim hani. Dost meclislerinde Baresi'den Eusebio'ya bir şeyler geveleyebilirim.
29 Mayıs 2009 Cuma
Paylaşmak İstedim - 9
Geçen gün pek muhterem kadim dostum Svetlin ile bir Telekom maçında da ha bir araya geldik. rakip bir önceki sene finalde karşılaştığı(mız) Fener- Ülker idi. Geçen sene seri 3-1 bitmişti biz de şanslı olarak TT nin kazandığı maçta bulunmuştuk. İşte o maç bizim için sadece bir maç değildi. Sosyal sınıf farkını gözlemlediğimiz, farklı bir habitatta ne kadar hayatta kalabileceğimiz konusunda fikir teatisinde bulunduğumuz, birbirimize zaman zaman destek olup, zaman zaman da birbirimizi (ağır) hakaretlerle eleştirdiğimiz, yıllarca anlatılacak,nesilden nesile aktarılacak 4 saatlik bir süreç, maratondu.
Öncelikle size biraz bilet sisteminden bahsedeyim. Biletler maçtan önce biletix ten satışa sunuluyor. Fakat biletler son derece az sayıda sunulduğundan bu tip Final maçlarında ulaşamadan bitiveriyor. Geriye iki seçenek kalıyor. İlki maçtan saatler(6 ila 8 saat) öncesinde salonun önüne gidip bilet kuyruğuna girmek ve (eğer) kalırsa bilet almak. İkinci seçenek ise "karaborsa". Türk Telekom'un doğal olarak genel bir taraftar kitlesi yok .Ankaralı basketbolsever de biraz seçici davranıyor. E yönetim de Ankaralı basketbolseverin keyfini bekleyecek değil ya. Zaten varolan bir taraftar kitlesine yöneliyor ki o da :Ankaragücü. Şimdi basketbol Dünya'da bir çok farklı sınıftan insanın takip ettiği,gönül verdiği bir spor olabilir.Fakat ülkemizde bu durum böyle değil.Genelde basketbol izleyicisi orta sınıf ağırlıklıdır. Varoşlarda ise tek gerçek spor futboldur. Ötesi ile ilgilenil(e)mez. Mazallah bir adam çıkıp Jimnastiğe falan gönül vermiş olsa, mahallede 5 dakikalık yol olan bakkala bile insan gibi gidemez. Türlü hakaretler ve aşağılanmalar eşliğinde geldiği bakkalda da pek hoş bir karşılama bulamaz. Hatta ticaret özgürlüğü kapsamında satıcı bu kişiye mal satmak istemediğini (ağır bir üslupla) beyan edebilir.
Peki TT yönetimi Ankaragücü taraftar kitlesini nasıl salona çekebilir : Yem atarak. Bu kitlenin başında duran amigo lakaplı adamlar genelde toplumda işsiz güçsüz diye tabir edilen asalak görünümlü kimselerdir. Halbuki işin aslı öyle değil. Bu adamların işi var : Bu. Rantçılık. TT yönetimi davetiye şeklinde bastırdığı ,hemen hemen bilet sayısının yüzde 50 sine karşılık gelen bir kısmı, her maç Ankaragücü kitlesinin belirli adamlarına maça adam getirmeleri karşılığında veriyor. Tabi bu biletlerin KDV! si bile olmadığı için fiyat konusu epey esnek. Koparabildiğine veriyor bileti.
Biz de bu final maçına ilk gittiğimizde karaborsayı bir yokladık. 10 liralık biletler kapılarını bize 30 dan açtılar. Bu olay şevkimizi kırsa da , o sırada kadim dostum Svetlin'in arkadaşının (o da bizle maça gelmişti) aklına çok parlak! bir fikir geldi :Ankaragücü taraftar kitlesinin bir neferi olmak. Şimdi yıllarca yüzüne bakmadığımız, yolda görünce yönümüzü değiştirdiğimiz, birazcık entellektüel gibi ortam yakaladığımız anda "Proletarya, Asalak" gibi sıfatlarla yaftaladığımız bu güruhun bir üyesi olma çabasına girmiştik. Her ne kadar bu adamların "eğitimsiz ve cahil" olduğu düşünülse de iş kendinden olanı tanımaya geldi mi kör olmadıkları aşikar. Ki kör olsalar bile koklayarak dahi bizim nasıl bir işin peşinde olduğumuzu anlayacak kapasitedeler.
Bizim gibi "iş peşinde" olan yüzlercesi de Ankaragücü nün hakiki taraftar kitlesinin arkasına yanına ve önüne katılarak arka kapıya yönelince büyük hayal kırıklığıyla karşılaştı. Çünkü kapılar kapalıydı. Maçın başlamasına yaklaşık 1 saat vardı ve kapılar kapalıydı. Çünkü normalde sayıları 100 ila 150 arasında değişen Ankaragüçlüler şimdi en az 500 600 e yükselmişti ve haklı olarak kapılar açılmıyordu. O esnada Svetlin'in arkadaşının aklına bir parlak! fikir daha geldi : Amigo ayarlamak. Şöyle gözüne kestirdiği bir adama gitti ve : "Böyleyken Böyle" dedi. Adam halden anlar gibi oldu ve "10 liraya sokarım" dedi. Sevindik."Tamam abi ne yapıcaz?" deyince “Siz şimdi burada bekleyin , içeri girerken ben sizi bulucam, biri sorarsa Gökhen Abi(Kesinlikle Gökhan değil) 'nin adamıyız biz deyin” dedi.Bizim gibi bekleyen yüzlercesi de galiba Namık, Hasen, Memet abilerinin adamlarıydı.
Dakikalar geçtikçe hakiki Ankaragücü taraftarlarından "Ulan normal sezonda nerdesiniz? Final maçı olunca yığılmışsınız, pez...ler" şeklinde tepkiler alınmaya başlandı. Tepkilerin şiddeti artarken hakiki Ankaragüçlülerin sayılarında gözle görünür bir azalış yaşanıyordu.Fakat bizim gibi Abi'lerin adamları sabit denebilecek boyutta idi.Bizim sınıftan bir kaç kişi öne yığılıp arada kaynamaya çalıştı.O esnada tespit edilen bir kaçı fiziksel şiddet uygulanılarak (Sırta sağlam bir tokat eşliğinde) sıradan uzaklaştırıldı. Bunun ardından bizde bir şaşkınlık ifadesi oldu.Öne yığılan bazı basketbol izleyicileri de kemerler ve atkılar eşliğinde(bkz. Kemerle Dövmek) geriye doğru itildiler. Eğer bir iki sıra önde olsaydık şu an hem bende hem de kadim dostum Svetlin de tarif edilemez kemer izleri kalmış olacaktı. Ara ara "Mavi - Beyaz Türk Telekom" "Akif, Akif ,Akif Üstündağ"(Rant sağlayan Türk Telekom yöneticisi), "P.ç, P.ç, P.ç Mirsad" şeklinde bir çok tezahürat yapsak da bir türlü Ankaragücü amigolarının kalplerine giden yolu yakalayamıyorduk.Ayrıca bizim Gökhen de ortalarda gözükmüyordu. Galiba bizim seçtiğimiz amigo tırt ve yancı bir amigoydu. Maçın başlamasına dakikalar kalmıştı ve ben daha fazla dayanamadım. Çok sevgili Svetlin' e dönerek "Ulan burada rezil olacağımıza bastırırım parayı karaborsaya, yürü lan " deyince o da ikna oldu ve öne doğru yöneldik.Svetlin'in parlak fikirli arkadaşı ise "Yok olum, ya ben burayı alırım, ya da burası beni" diyerek bir Fatih edasıyla orada kaldı.
Taraftar sıfatından müşteri sıfatına geçince kendimi rahatlamış hissettim.Artık ipler benim elimdeydi.Çünkü taraftar gömleği bana ne kadar bol gelse de müşteri gömleği ile bir harika gözüküyordum.Çünkü daha önce çok denemiştim bu gömleği.Hemen karaborsacıya yöneldik. Bilet fiyatlarında, son dakikalar olduğundan mütevellit, 5 tl düşüş yaşanmıştı."Abi öğrenciyiz abii, valla abii, hadi be abii," şeklinde biletleri 20 şer tl ye aldık ve karaborsacının yönlendirmesiyle sıranın en önüne geçip( daha doğrusu geçirilip) salondaki yerimizi aldık. Salon tıklım tıklım idi. Fakat nasıl bir şanssa bir amcanın yanında çok da iyi bir yerde 2 kişilik yer bize bakıyordu.Amcaya çaktığımız "boş mu" işaretine amcanın "olumlu" anlamındaki karşı işareti bizi sevince boğdu ve koşarak koltuklarımıza kavuştuk.
İlk periyot bittikten sonra Svetlin'in parlak fikirli arkadaşını Ankaragüçlülerin arasında tezahürat yaparken gördük.Maç sonu "nasıl girdin lan" şeklindeki sorumuza "Almıyorlardı, Demir parmaklıklara tırmanıp salladık, aldılar" şeklinde bir asker edasıyla cevap vermesi açıkçası gözlerimizi nemlendirmeye yetti.
Peki bu macera bize ne kazandırdı, bizden ne götürdü. Apple şirketinin Ceo su Steve Jobs, Stanford mezuniyet töreninde öğrencilere yaptığı konuşmada "Noktaları ileriye bakıp birleştiremezsiniz, ancak geriye dönüp baktığınızda bira anlam ifade eder" der. Yani bu olayın etkilerini hala çözümleyebilmiş değilim aslında. Belki bundan 10 yıl sonra, orada yaşananların analizini ve bana kattıklarını daha iyi anlamlandırabilirim. Şu an için sadece bir "anı".(Sonunda herkes gibi ben de hikayeden güzel çıkarımlar bekliyordum, ama bu kadar bağlayabildim, idare edin artık…)
26 Mayıs 2009 Salı
25 Mayıs 2009 Pazartesi
Scrubs ve Haftanın Listesi-35

Takip edenler için üzücü bir haber oldu ama bir süre önce Scrubs ekranlara veda etti.(Gerçi Scrubs Interns adında başka bir projeyle devam edeceklermiş ama birçokları gibi benim gözümde de bitti) Genel anlamda (bazen yaşanacaklar çok tahmin edilebilir olsa da) gerçekten de iyi akan bir diziydi. Ailecek olmasa da severek izlerdik. Bu güzel 8 sezon için J.D den Cox'a Turk'ten The Janitor'a herkese tekrar teşekkürler bu blogu takip ediyorlarsa!? (A bi de bi zahmet Türkçe bilsinler) Yazının sonunu sezon boyunca dizide kullanılan en beğendiğim 5 şarkıdan oluşan bir listeyle kapatayım.Hatta haftanın da listesi olsun.
- Lazlo Bane - I'm No Superman (Dizi Soundtrack)
- Ted Buckland ve Grubu - Somewhere Over The Rainbow (5. Sezon 7. Bölüm)
- Boston - More Than a Feeling (5.Sezon 9. Bölüm)
- Fountains of Wayne -Hey Julie (5. Sezon 9. Bölüm)
- Red Hot Chili Peppers - Snow (Hey Oh) (8. sezon 18.Bölüm)







.jpg)
.jpg)

