7 Mart 2013 Perşembe

Yolcu

Uzun yolculuklar yaparken insan gerçekten nereye gittiğini unutabilir. Ulaşmak istediğin yer gerçekten evin midir , işin midir , bilemezsin. Kendini bulmak için yapılan yokculuklar amacına ulaşır mı bilmem ama amacını bilmediğin yolculuklarda kendinden uzaklaştığın kesin. Hiç nefes almadan konuştuğun, insanlara yaşadığını , nefes aldığını aslında fena biri olmadığını ispat edercesine sürekli konuştuğun ve hiç dinlemediğin aslında hiç dinlemek istemediğin sadece hikayeni bazıları senin dahi olmayan hikayeleri anlatmak istediğin o yolculuklar seni öyle uzak noktalara atar ki , bir an için durup kendini dinlemek istediğinde geldiğin yerden korkarsın. Öyle yabancı bir muhitte , ne idüğü belirsiz tiplerin ve düşüncelerin arasında da zaten kim olsa korkardı. Kendini ölesiye yorgun, bitkin ve kaybolmuş hissedersin. Oraya yığılıp uyumak istersin ama korkundan bunu da yapamazsın. Sadece beklersin. Tekrar koşabilmek tekrar durmaksızın konuşabilmek ve çıldırmak ölesiye çıldırmak için biraz nefes almayı biraz havanın aydınlanmasını ve biraz dalağındaki şişliğin inmesini beklersin. Sonra aynen uzaklaşmaya devam. 

Koşarken,kim olduğunun ne olduğunun nereye gittiğinin ve nereden geldiğinin hiçbir önemi yoktur. Çok uzun zamandır koştuğun ve daha çok uzun zaman koşacağını bildiğin için ( çünkü dediğim gibi durup kendini görmekten ölesiye korkarsın) her zaman yorgunsundur ve her zaman vardığın yerde bir şeyler olacığını fakat durursan hiçbir zaman oraya varamayacağını düşünürsün. Paradoks ha?. Hayır değil sadece küçük bir kelime oyunu ki ölesiye nefret ettiğini söyleyip aslında hoşlandığın ( kelime oyununun kendisinden değil belki ama onu da yapabilme ve bunla dalga geçebilme kapasiten olduğuna dair verdiğin parıltıdan hoşlandığın) durumlardan bir tanesi,başka bir şey değil. 

Koşarken ölürsen cesetin yuvarlanır ya da bazarov un erken boşalma sorunu.

Hiç yorum yok: