
Bugün yazdığım tarzın dışına çıkarak hatta blogun konseptinin de dışına çıkarak yazacağım. Bu muhtemelen ilk ve son olacak. Bugün size bir hikaye anlatacağım.
"Bir çocuk varmış. Bu çocuk sadece çok zor durumlarda kaldığında, yapabilecek hiçbir şeyi kalmadığında Tanrı'yı aklına getirirmiş. Sadece o zaman dua edermiş. Çocuğun sorunu tam olarak şu:“her şeyi kendi başına düzeltebileceğine inanmak”. Bir insanın her şeyi düzeltebileceğine, her şeyi mükemmel yapabileceğine inanması korkunç bir şey. Kendini Tanrı sanıyorsun, ama insanlar sana inanmıyor.
Çocuğun her şeyi mükemmel yapıp yapamayacağını ben de bilmiyorum. Çünkü hiçbir zaman inanmamışlar çocuğa. Belki bir kişi güvenseydi, bir kişi inansaydı bugün çok farklı bir hikayesi olabilirdi.
Bakın bu çocuğu iyi dinleyin. Çünkü bu çocuk her şeyi biliyor. 20 yıl boyunca insanları izledi. Sadece izleyip durdu. Çoğu zaman da anlam veremedi. Ama gördükleri çok anlamsız gelse de farkındaydı her şeyin.
Neyse, hikaye bu ya, bu çocuk bir gün bir kızla tanışmış. Bu çocuk herkesle konuşmazdı. Çok az arkadaşı vardı. Ama bu kız çok farklıymış diğerlerinden. Hatta bir keresinde, tanıştıktan birkaç gün sonra 12 saat boyunca aralıksız konuşmuşlar. Çocuk hala o günü "ilk defa doğru insanı bulduğumu anladığım gün" diyerek anlatır. Fakat sorun şu ki kız birkaç ay sonra gidecekmiş. Çocuk da bunun farkındaymış. Size ne diyorum; bu çocuk her şeyin farkında! Ama her şeyin farkında olmak her şeyi doğru yapacağın anlamına gelmiyor. Çocuğun o gece, doğru insanı bulduğunu anladığı gece, aynı zamanda yıllardır aradığı insanın kısa bir süre sonra gideceğini anladığı gece eve dönerken aklına yine Tanrı gelmiş. Şöyle bir dua etmiş: “Tanrım, bana ne yapacağını çok iyi biliyorum, lütfen ama lütfen yapma”
Şöyle bir şey var; hayatta her şey güzel gidiyorsa, bir şeyler aniden çok ters gitmeye başlıyor. Hiç sektirmiyor bu. Bu çocuk her şey iyi gitmeye başladığı zamanlar çok korkarmış o yüzden. Bir şeylerin kötüye gitmek üzere olduğunu bilirmiş. İşte o zamanlar yine dua edermiş: “lütfen Tanrı'm ama lütfen sadece vazgeçebileceğim şeyler kötüye gitsin”. Keşke seçme şansımız olabilseydi. Her zaman vazgeçemeyeceklerimiz kötüye gider.
Tanrı'yı sadece zor günlerde aklına getirirsen sanırım seni dinlemiyor. Ya da bilmiyorum, Tanrı'yı iyi zamanında aklına getiren kimseye rastlamadım. Belki kimseyi dinlemiyordur.
Tanrı haliyle çocuğu dinlememiş. Çocuk da olacakları biliyordu. Kızı çok sevmiş çocuk, kızın gitmesi gerektiğini bile bile. Bakın, eğer yüksek bir gökdelenin tepesinden kendinizi bırakırsanız yere çakılırsınız. Brandadan sekip yere yumuşak bir iniş yapmak ancak Tom ve Jerry'de olur. Son her zaman belli.
Kızın gitmesini hiç istememiş çocuk, kalırsa her şeyi mükemmel yapabileceğini söylemiş kıza ama ne fayda. Eğer Tanrı değilseniz size kimse inanmıyor. Yine de bence herkes bir şansı hakeder.
Gitmiş. Çocuk çok üşümeye başlamış. Zaten kış mevsimlerinden nefret edermiş. Ama yine de Haziran'ın ortasında üşümesi çok garip.
Bir belgeselde görmüştüm. Kertenkele kuyruğunu bırakıp kaçıyordu. Çocuk da aynı şekilde eğer çok hızlı koşarsa kendisini arkasında bırakıp kendinden kurtulabileceğini düşünmüş. Koşmuş. Çok koşmuş. Ama ne yaparsa yapsın kendisini hiçbir zaman arkasında bırakmayı başaramamış.
Öyle bir yerlere gitmeliyim ki, gittiğim yerde ben olmayayım."