10 Nisan 2009 Cuma

Borçlu Doğanlar

Ben borçlu doğdum. Hem de çok kutsal(!) bir borçla. Aynı zamanda öyle bir borç ki ülkemde her iki insandan birisi sırtında bu borçla doğuyor. Bu borca sahip olmak için gereken şey ise bir adet penis. Adını vatan borcu koymuşlar.

Hayatımın birkaç ayını adam adam öldürme ve savaş sanatını öğrenerek geçireceğim. Aynı zamanda emir almayı, emre koşulsuz itaati öğreneceğim. Üstelik statü olarak da benden altta olan birinden emir alacağım. Gündüzleri koşacağım, atış talimi yapacağım, sürüneceğim. Geceleri kalkıp nöbet tutacağım. Herhangi bir şekilde saçımı sakalımı da uzatamayacağım tabi ki. Emir öyle çünkü. Her erkek bunu yapacak elbet bir gün.

Şimdi bu vatan borcu denilen şeyi anlamıyorum ben bir türlü. Ülkemde yaşamamın bedeli olarak sürekli vergi veriyorum zaten. Hatta sigara falan da içiyorum inanılmaz vergiler veriyorum ben öyle böyle değil. Böylesine vergi ödediğim bir memlekette, ödediğim vergilerden en büyük payı alan kurumun askeriye olduğu bir memlekette gidip bir de zorunlu olarak askerlik yapmak aklıma bir türlü yatmıyor. Ha diyelim eşek yüküyle verdiğim vergiler karşılamıyor benim penisimin sebep olduğu bu borcu. Desinler ki kamu hizmeti yap ama o da yok. Bu borcu ödeyebilmemin tek yolu komuta altına girip insan öldürmenin temel bilgilerini almak.

Hepimiz sen de askersin sen de mehmetsin diye yetiştirildik. Hepimize önce nasıl savaşçı ve kahraman bir millet olduğumuz anlatıldı. Kazandığımız savaşları saatlerce dinledik, uyguladığımız yanlış politikaları, verdiğimiz yanlış kararları ise dış mihraklara bağlayıp oldukça kısa süren dakikalar içinde geçtik. Almanya yenilince yenildik, ülke içinde ayaklanma olunca kışkırtma dedik üzüldük. Ama her tarih bilgisinin alt metni aynıydı. Sen de askersin sen de mehmetsin.

Ben asker değilim. Bu ülkeye olan borcumu da silah kullanmayı öğrenerek ödemek istemiyorum. Askeriye gayet profesyonel ve maaşlı askerler yetiştirebilir. Tamamen meslekleri bu olan. Vergiyi bunun için veriyoruz neticede. Vatan borcu denen bir şey varsa da bu tüm ülke vatandaşlarından -sadece penisi olanlardan değil- kamu hizmeti olarak alınabilir gayet. Herkes kendi eğitimini aldığı işte ülkesine çok daha iyi hizmet verebilir varsa eğer bir borcu bunu çok daha işe yarar bir biçimde ödeyebilir.

Bir dipnot: işine gelmeyen noktalarda beliren, kadın erkek eşitliği diyen feminist arkadaşlarıma sesleniyorum buradan. Azıcık da “neden bizim vatan borcumuz yok? Hani eşitlik?” deseniz mesela? Alsanız şu yükü sırtımızdan, hafifletseniz biraz? Orta sahada sıkışmış oyunu kanatlara açsanız? Ne dersiniz hoş olmaz mı?

9 yorum:

Adsız dedi ki...

saçmalamışsın

mnemosyne.. dedi ki...

konunun cidden çok iyi ve doğru ifade edildiğini düşünüyorum..tartışmanın bile vatanını sevmemeye bağlandığı bi mevzuda gerçekten çok mantıklı gerekçelerle anlatmışsın..

sedürt dedi ki...

@adsız

keşke "saçmalamışsın" deyip kestirip atmak yerine neden karşı olduğunu ve bu konudaki fikirlerini de açıklasaydın.

@mnemosyne

teşekkür ederim yorum için. gerçekten de askerliği tartışmak vatanı sevmemeye hatta vatan hainliğine bağlanıyor bu ülkede. inanılmaz bir tabu olmuş kafalarda sorgulayamıyorsun kesinlikle.

hacitokankoli dedi ki...

bir akarabama vatan borcunu ödemek üzere gittiği bölükte ehliyeti olduğu için şoförlük görevi verilmişti. daha sonra askerleri taşırken dirksiyon hakiyetini kaybetti ve o kazada iki asker öldü. askeri mahkeme bizim akrabaya vicdan azabı yetmezmiş gibi beş yıl da hapis cezası verdiler. zorla çağırdılar, zorla kullandırttılar, zorla hapise attılar. gencecik adamın hayatını market poşeti kullanıp attılar. ölen iki asker ise öldü. daha ötesi var mı? öldüler.

geçende de askeri hastanede gördüm birini, bacağında kocaman metal platinler. "dayanamadım tüfekle vurdum abi kendimi" dedi. "iyileştikten sonra da yargılanacağım. baya bi hapis verebilirler" dedi.

bir tercih hakkımızın bile olmazsa biz kendimize nasıl insan deriz? veya bize ne zaman insan gibi davranmaya başlayacaklar? bu ordu kendine belirlediği "gençlere hayatı öğretme" misyonundan ne zaman vazgeçecek?

ksp dedi ki...

Bu güçler savaşıdır.Askeriye askerliği zorunlu olarak diretmediği takdirde gücün ve bu ülke üzerindeki hakimyetini kaybeder.Şu an çok ağır bir ifadede bulunuyor olabilirim fakat bunları inandığım için söylüyorum : Bu gücü kaybetmemek için zorunlu tuttuğu görevi kutsallaştırmaya çalışmaktadır askeriye.Dünyada bir insanın en değerli ve kutsal sayıldığı yıllar öldükten sonra olan yıllardır.Yani ölüm kutsaldır."Ölüme izin vererek" kutsallığı artırmaya çalışmak da bir askeri politikadır.Belki şu an şu yazdıklarım bile takip ediliyordur.Belki şu an hepimiz fişlenmişizdir.Ama ben yine bir askerin , ismet inönünün, sözüyle kapatıcam yorumumu : namuslu insanlar da en az namussuzlar kadar cesur olmalıdır.Ben korkmuyorum.Ve inanıyorum ki bir gün bu düzen değişecek.

tahir durten dedi ki...

birisi gidiyor -30 derecede arazide kaliyor belki aylarca. olucem mi kalicam mi diye dusunerek aylarini geciriyor. digeri gidiyor "hanimefendi"nin bilmemneredeki komutan eslerine artistlik olsun diye verdigi cay partilerinde kocakarilarin fotograflarini cekiyor. (bendeniz) a.q. ben boyle isin...

onat dedi ki...

''Herkes kendi eğitimini aldığı işte ülkesine çok daha iyi hizmet verebilir varsa eğer bir borcu bunu çok daha işe yarar bir biçimde ödeyebilir.'' çok parlak bir fikir ama ksp a katılmamak da mümkün değil. güçler savaşı.

gözeten dedi ki...

"seninle aynı şeyi düşünmüyorum, ama senin düşündüklerini rahatça söyleyebilmen için gerekirse ölebilirim" viva zapatero diye bir herifçioğlu kurmuş bu cümleyi, Senin yazdıkların çok mantıklı şeyler, kafama da yattı ama katılmıyorum sana çünkü askerlikten soğutma içeriyor ve bu da sanırım bir suç. Bu suçu işlemiş olmanı istemediğim için sana katılmıyorum...

NoName dedi ki...

O kadar doğru söylemişsiniz ki. Ne yazık ki hala, erkekliği, vatanseverliği, hayatının büyük ve önemli sayılabilecek bir bölümünü gerçek anlamda eğitimini asla almadığı bir alanda harcamaya zorlanan türk insanı, bir de bu görevin mantıksızlığını ısrarca reddedip, kraldan çok kralcı davranarak insanın sabrını taşırmaktadırlar. Elbette ki, cinsel ayrımcılığın ve geri kafalılığın da bir vücut buluşudur, zorunlu askerlik. Bugün, hala zorunlu adı altında, gerçek anlamda askerlik eğitim ve bilgisinden yoksun insanları, vatanı korumaya gönderen bir ülke, o vatanı doğru düzgün koruyacak donanıma sahip olamayan askerler doğal olarak canlarından olduğunda arkalarından timsah gözyaşları döken, yalancı aşağılık pis militaristler. Olayın bu kadar iğrençleştirilmemesi gerekirdi, en azından belli bir mantığa dayanılması. Gelişmiş ülkelere bakıldığında, elbette ordusu olan bu ülkelerde askerler, gerçekten sadece bu işi meslek olarak edinmiş kimseler tarafından yapılmakta ve karşılığında da maaş verilmektedir, azımsanamayacak kadar uzun bir eğitimden geçerler ve daha iyi şartlarda bu evreyi geçirirler, en azından isteklidir onlar, donanımları da daha iyi olduğu için sayıca bol ve askerleri niteliksiz, teknolojisi de yeterince gelişmiş olmayan bir ülkenin ordusuyla karşı karşıya geldiğinde ezip geçmektedirler. Hala kurtuluş savaşından bahsedenler var, sormak lazımdır 20. yy da sadece ve sadece sınırlı teknoloji ve kaynakla, üstelik çok da zor bir durumda yapılmış ve kazanılmış olan bir askeri mücadele, bundan 100 yıl sonra da mutlak askeri başarıyı getirecek diye bir ilişki var mıdır? Bugün abd ve türk orduları arasında herhangi bir sıcak savaş yaşansa, süper asker sayısı ve sadece rakamda kalan bu üstünlükle kendini üstün zanneden niteliksiz türk ordusu mu galip gelir, yoksa yok mu olur? Bunu hala anlayamayacak insanlardan, gerçekten şüphe etmek gerekir. Kaldı ki, mesleğini güzelce yapacağı sırada harcanan mühendislerden, doktorlardan, avukatlardan, ya da herhangi başka bir mesleğe mensup olan insanlardan, ne gibi bir sağlam psikoloji ve motivasyon beklenebilir, veya bu insanların mesleklerini yapacakları ve belki de akademik olarak ilerleyecekleri bu süreci saçma bir inat uğruna sürdürmeleri mi ülkeye daha çok şey kazandırıcaktır, yoksa zaman içinde tarif edilemez bir kayba mı yol açacaktır. Zaten bilimsel ve teknik anlamda geri, ekonomisi dışa bağımlı bir ülke olarak, sınırlı kaynakları, ki askeriyeye büyük bir kısım ayrılmaktadır, askerlikten anlamayan insanları devlet bünyesinde boş yere beslemeye mi harcamaktır doğru olan? Niteliksiz her bir asker - kaldı ki zorunlu askerlik yapan herkes bu sınıfa girer, eline bozuk bir tüfek vererek onu kahraman yapmak mümkün diyildir - türk ordusu ve ülkesi için hem zaman kaybıdır hem de nakit kaybıdır.
Bir de şu askerlik yapmış erkek meselesi vardır. Nedense sadece cinsiyetçi düşünen insanların çokluğu nedeniyle böyle bir denklem oluşmuştur. Nedir peki, erkek olmanın ölçütü gerçekten böyle salak bir uğurda gönüllü olarak kendini kandırmak mıdır, yoksa ailesine sahip çıkmaya çalışan, kadınlara değer veren ve onları el üstünde tutan, ülkesine gerçekten yetiştiği alanda faydalı olmaya çalışan, çalışan ve üreten, insanlar arasında ayrımcılık yaparak küçülmeyen, onları yaftalamayan, siyasi görüşünden bağımsız olarak olaylara objektif yaklaşabilen, ergen bir çocuk gibi diyil de bir yetişkin gibi davranabilen bir erkek mi gerçek bir erkektir ve ya olgundur? Yazıklar olsun ki, askerlik gibi bunların hiçbirini veremeyecek bir oluşum, bir zorunluluk, bütün bunlardan çok daha üstte tutulmakta ve sadece geri kafalı, cahil bir zihniyetin tezahürü olarak kalmaktadır. Bütün bunları düşünmeksizin, kalıplar içerisinde yaşamını ot gibi sürdüren, düşünmeyen zavallı insanlara ve yöneticilere yazıklar olsun. Bir ülke böyle sevilmiyor ne yazık ki. Nitekim, başlangıçta sınırlı olsa bile olgun insanların sayısı giderek artmakta ve umulur ki tüm bu saçmalıkları ortaya atan zihniyet, bir gün yok olur ve o gün timsah gözyaşlarının, yalancı vatanseverliğin de sona erdiği gündür.