10 Mart 2009 Salı

Yönetmenlik ve Hayata Dair Tırt Çıkarımlar Üzerine Kendimle Bir Söyleşi

Bana deseler ki “hadi bir meslek seç kendine ne olmak istiyorsan onu olabilirsin” deseler hiç düşünmeden “yönetmen” olurum. Kariyerine genç yaşta kısa film festivallerinde ödüller alarak başlamış ilk uzun metrajlı film denemesinde ise epey ses getirmiş bi adam olmayı isterdim mesela. Film konusunda idare edecek kadar bilgi sahibi olduğumu düşünüyorum. Önde gelen yönetmenlerin böyle film çekerkenki tarzlarının farklılıklarını falan biraz bilirim. Arkadaş ortamlarında “abi Lars von Trier de handy cam olayını sinemada en iyi uygulayan insan, dogma akımının da en önde gelen ismi” şeklinde bir cümle kurabilirim mesela. Kah Tarantino'nun absürd diyaloglarını gündeme getirebilir kah kanlı sahneleri filmlerinde ne kadar çok kullandığından bahsedebilirim. Lakin dostlarım bu ünlü yönetmenlerin hiçbirisinin kendine has tarzı benim hayatım boyunca “yönetmen” sıfatını aldığını duyduğum ilk insan kadar etkilememiştir, o derece bir travma yaratmamıştır.

Hayatıma “yönetmen” kelimesinin kavram olarak girişi bende “İbrahim Tatlıses” ile başlar. Kendi müzik şirketinin bütün şarkıcılarına bizzat kendisi gider klip çekerdi. Ve İbrahim Tatlıses'i diğer yönetmenlerden ayıran çok farklı bir çekim tekniği vardı. Kamerayı çapraz tutarak başlar sahneye ve kişinin yüzüne kamera bir yaklaşır bir uzaklaşırdı. Bunu yaparken de kamera her seferinde farklı bi açıyla yaklaşırdı(bi ters bi düz gibi). Şarkıda her bir davul vuruşuyla yaklaşılır ve uzaklaşılırdı. Bir sinema sever olarak, hayali yönetmen olmak olan biri olarak hayatımda adını bildiğim ilk yönetmenin “İbrahim Tatlıses” olması oldukça üzerinde düşünülesi ve de neyse ki “ah şu 90'lar ve kral tivi” diyerek içinden çıkılası bir konu olması sevinilesi mi yoksa üzünülüp yaslara bürünülesi bir şey mi bilemediğimden bu meseleye tepkisiz kalmayı tercih ediyorum.

Neyse ki İbrahim Tatlıses'in yönetmenliğinden bi cacık olmadı. Öyle film falan da çekmedi bildiğim kadarıyla. Lakin dostlarım aynı dönemin benzer figürü olan Mahsun Kırmızıgül'e ne demeli? “alem buysa kral benim” diyordu bu adam? “mavi mavi şu gelen kimin yari” diyor maldivlere gidip tırt klipler çekiyordu? Alişan ve Özcan Deniz'le kollarını birbirlerinin omuzlarına atıp istanbul gecelerinde “önümüze gelene bir tekme” pozisyonuyla geziyorlardı? “seda sayan”la falan sevgiliydi lan bu adam? Beyaz Melek diye bir film çekti önce. Arkadaş ortamlarında “oğlum Mahsun film çekmiş tısıtısısıs” diye güldük ettik. Fragmanını izledim ve dedim “baya baya film lan bu, bildiğin film yani”. Neyse filmin kendisini izleyemedim ama “Güneşi Gördüm” diye bir film çekmiş şimdi fragmanını izledim “oha oğlum çok sağlam bi filme benziyor” cümlesini sarfederken bir Mahsun Kırmızıgül filmidir diye duydum. Nasıl oluyor da oluyor canlar biri bana bunu açıklasın. Bu adamın filminin Cannes film festivaline gidip gitmeyeceği tartışılıyor. “Altan Erkekli, Emre Kınay” gibi adamlar bunun filmlerinde oynayıp “çok iyi bir yönetmen” diyorlar mahsun için. Anlamıyorum bu işler nasıl işler dostlarım. Bir adamın içine günün birinde bir yönetmen ruhu ansınız kaçabiliyor mu böyle? Şimdi ben Nihat Doğan'a eskisi gibi nasıl bakabilirim bir daha? Bir on yıl sonra o da yönetmen olsa, Atilla Dorsay falan çıksa filmlerini tartışsa övse hatta ne acayip lan.

Ey inatla kestiğim halde bana bakmayan kız, ey benim aşkı ilanımı duymazdan gelen, ey beni arkadaş olarak gören, ey beni yağmursuz gayet de güneşli bir günde terkeden ruhsuz sevdicek. Hepinize birden sesleniyorum. “Bir zencinin amerikan başkanı olabildiği, Mahsun Kırmızıgül'ün yönetmenliğin kitabını yazdığı, Sabri Sarıoğlu'nun son dakikada gol atıp maç kurtarabildiği bir dünya düzeninde ben kimbilir neler yapabilirim. Görün potansiyelimi.

4 yorum:

voodoo girl dedi ki...

=)

Svetlin dedi ki...

olm son paragrafı okuyunca bi anda gaza geldim ben de resmen. şu andaki özgüvenimi hiçbi teknoloji ölçemez. bu sebepledir ki uzun süredir hiçbir tepki alamadığım kızla yeniden konuşma kararı aldım heheh. olur da işler bu sefer umduğum gibi giderse ilk çocuğumun adını sedat mahsun koyucam haberin olsun.

Adsız dedi ki...

abi nihat doğan örneği üzerine bir açıklama ihtiyacı hissettim.(o kadar da değil babında)kendisi hakkında bilgi sahibi olmak,nasıl bir hayat felsefesi barındırdığını kıyısından,köşesinden anlamaya çalışmak için (ki hiç tavsiye etmem)uykusuz un 'kaç yıl oldu?'köşesini kaynak gösterebilirim.hatta bi sayıda best of nihat doğan yapmışlıkları bile vardır.birkaç örnek kafamızda bi şablon oluşması açısından faydalı olucak kanımca:(lütfen çocukları ve kalp hastalarını ekrandan uzaklaştıralım))
''Halkın idolü, Robin Hood olacağım. Başbakanlıktan,liderlikten bahsediyorum.''
''Bu bir savaştır ve benim de bu savaş filmindeki rolüm sakat sinektir.''
''Bana bunu yapanı önce annesine sonra kız kardeşine sonra da yüce Türk divanına havale ediyorum. Edeceğim. Evet daha etmedim. Edeceğim.''
''Bence kimse gereksiz kişilik olamaz olmamalıda. Herkesin kişiliği farklı renkte ve tatdadır. Herkeste rüzgar farklı eder.''
''Ben überseksüelim.''
''Face to face görüşelim. (İbrahim Tatlıses için)''gibi
bu arada j.p.sartre amcamız mahsun un bugün geldiği noktayı ve yaptıklarını görse sanırım göz yaşlarına hakim olamaz,kendini mahsun un kollarına bırakırdı.adam hayatı boyunca bas bas bağrındı'varoluşçuluk böledir,şöledir.bak sen önce varsın birader sonra özünü kendin yaratıyosun bildin mi?yani işçisin sen işçi kal diye bi şey yok.''şeklinde.mahsun bugün adamın hayatı boyunca savunduğu felsefenin canlı kanıtı niteliğinde karşımızda duruyor,bizlerin de ağzını bi karış açık bırakaraktan.
son sözüm can dostum güzel insan sedat'a.olum başarılı,hoş bir yazı yazmışın bizlere de bi nefeste okuttun.ama işi sonunda oldukça sinsi bir manevrayla dönüp dolaştırıp,kız mevzusuna getirdin,genç dimahların da toz pembe hayaller kurmasına sebebiyet verdin(@svetlin).anladığım kadarıyla sen de birçok kanı kaynayan,yaşam enerjisini bünyesinde hapsetmekte zorlanan,libidosu tavana vurmuş genç arkadaşımız gibi kızları etkilemenin kesin bir yolunu aramaktasın.sana tavsiyem cihan ceylan ın 'sevgili kızlar nasıl olucak?'adlı köşesini okuman yahut south park s12e13 adlı bölümünün sonundaki bizim stan,kyle,cartman,kenny dörtlüsünün braidan guermo(kesin yanlış yazdım bu arada) sebebiyle göt gibin ortada kalmasını izlemen.'tabi aq ya herşey çok açık!'dedirtiyo adama.
son olarak yazı da güzeldi tebrik etmemek olmaz yavrum eline sağlık

feri dedi ki...

üstteki yorum feri ye aittir:)yine int in azizliğine uğredık aq