10 Ekim 2008 Cuma

Çocukluk ve Misafirlik Üzerine

Geçenlerde arkadaşlarla oturup konuşurken konu çocukluğumuza geldi. Genel olarak çocukluk ortalıkta bitki gibi dolaşmakla alakalı olsa da çocuklukta da yazılı olmayan bir çok kural var. Bazıları çocukların kendi arasında koyulurken bazıları ise büyükler tarafından dikte ediliyor. İşte bu protokollerden biri de misafirlik protokolleridir. Ailece gidilen misafirliklerde aslında insanlar fark etmeden de olsa bir çok protokole uymak zorunda kalıyor. Büyüklerinkine şu an hiç girmiyorum bile. Çocuk dünyasına gelirsek, geçmişte hepimizin başından geçen bu acı tatlı anılara bir göz atmak istiyorum bu yazımda. Öncelikle konumunuz ev sahibi veya misafir çocuk olarak büyük değişiklikler gösterir. Eğer misafirseniz gidilen yerde sıkılmamanız tamamen ev sahibi çocuğun konumuna ve tavrına bağlıdır. Ev sahibi çocukla misafir çocuk arasındaki belirgin yaş farkı varsa durum hiç iyi değildir sizin için. Farklı cinslerde ise bu durum yine ev sahibi çocuğun tutumuna göre değişir. Eğer çocuk fazla girişken ve çok sıcakkanlı bir arkadaşımızsa zaten daha misafir odasına oturmadan kendinizi çocuk odasında bulursunuz; fakat normal standartlarda bir çocuksa kısa bir süre misafir odasında oturulduktan sonra “ istersen odada oynayalım” önerisini sunar. Eğer tabiri caizse “moron” ya da “mal” diye adlandırdığımız bir çocuksa bu kez de anne babasının “ oğlum odanı göstersene hadi arkadaşına” şeklindeki telkiniyle misafir odasından ayrılırsınız. İşte misafir odasından çıktıktan sonra her şey değişir. Çünkü artık bir büyük yoktur ortamda ve çocukların gerçek yüzü işte o zaman ortaya çıkar. Eğer ortamdaki çocuk sayısı nispeten 4-5 civarıysa, o zaman oynanan ve evinizde olmayan Risk, Monopoly vb. oyunlar ortamı hem ısıtır hem de çocukların karşılıklı rekabetiyle kendini ispatlama çabasına dönüşür. Açıkçası mutfaktan gelen pasta börekler eşliğinde kendimi az kaybetmedim monopoly masalarında. Eğer çocuk sayısı 2 ile sınırlıysa ortamdaki teknolojik aletler devreye girer. Önceleri ateriler ve daha sonraları bilgisayarlar oyun ortamını oluşturan etmenlerdir. Bir atari oyunu eğer rekabete dayalıysa hemen ondan vazgeçilmelidir. Zira mutlaka sonunda nifak çıkar ve genelde büyüklerin müdahalesiyle sonuçlanır. O yüzden beraber ilerlemeli oyunlar tercih edilmelidir. Hem nifak ihtimali azdır hem de takım çalışmasını güçlendirir.

Eğer ortamda bilgisayar varsa genelde çift kişi oynama imkanı az olduğundan misafirin ev sahibini oynarken izlemesiyle geçer. Burada misafir çocuklaı; sanki kendi oynuyormuş heyecanlarıyla yerinde tuşlara basmaya çalışan çocuklarla, “çekil len oynayamıyon” diyerek klavyeye saldırıp karşılıklı küfürleşmelere ve kavgaya yol açan çocuklar olarak ikiye ayrılır. Eğer ortamda her şey iyi ilerliyor ve beraber “kardeş kardeş” oynanıyorsa bu kez de en önemli sorun aileler olur. ”Erken kalkmalar”, “yarın okul varlar” yüzünden az oyun yarıda kalmamış, az çocuk depresyona girmemiştir. Bir de ortam teknolojik değil normal oyuncaklardan oluşmuş bir ortamsa, bu sefer de “iyi oyuncak” kavgası yaşanması kuvvetle muhtemeldir. Genelde bilinçli ebeveynlerin ev sahibi çocuğu, “sen her gün oynuyon, biraz da o oynasın” şeklinde uyarmasıyla oyuncak misafirde kalır ve problem çözülür. Her ne kadar çok fazla misafirlik ortamında bulunan bir çocuk olmasam da bu ortamların ben de epey etki yarattığını şimdi daha iyi fark ediyorum. O yüzden eğer ileride çocuğum olursa, gidilen misafirliklerdeki konumunu iyi gözlemleyeceğim. Eğer ezik, sönük kalıyorsa hemen müdahale etmek lazım bence.

2 yorum:

Spicoli dedi ki...

O yasta sessiz cocuk iyidir. O yasta atik olanlar sonradan moron oluyor genelde gördügüm kadariyla.Haa, bu yorumu yapisimda benim kücükken sessiz olmamin alakasi yok saniyorsaniz, yaniliyorsunuz.

5ML - İsmail ÖNÜR dedi ki...

Yazıyı okurken kendi kendime dedim "büyük ihtimalle ksp yazmıştır" diye. Öyle de çıktı :)
Çok güzel tespitler gerçekten, yukarıda yazanların çok büyük bi bölümünü neredeyse her çocuk yaşamıştır.