20 Ekim 2008 Pazartesi

Küçük Şehirde Hayatta Kalma Rehberi -1

Geçenlerde 'ksp' büyük şehirlerde ulaşım sıkıntısıyla ilgili bir yazı yazmıştı. "İnanılmaz zamanlama hesabı yapmak gerekiyor, çok fazla parametreyi aynı anda gözetmen gerekiyor" şeklinde öneri ve tespitler vardı. Ömrünün ilk 18 senesi küçük ondan sonraki 3 senesi daha da küçük bir şehirde geçmiş olan ben için inanılmaz olaylar tabi bu ulaşım problemi gibi meseleler. Bir yere ulaşmaya çalışırken yaşadığı en büyük tereddüt  "yürüsem mi ya da yok ya dolmuşa bineyim de üşümeyeyim" olan birisiyim ben. Buralarda çok fazla parametre yoktur. "Para—Yorgunluk grafiği" ya da "çetin hava şartları--bugün romantikliğim üstümde yağmurda yürüyeyim grafiğine" göre karar verilir. Ulaşım kolaydır ama keşke herşey ulaşım kadar kolay olsa. Yılların küçük şehir insanı olarak tecrübelerimi paylaşacağım sizlerle.

Ilk başta yapılması gereken nerede yemek yeneceğini bilmektir. En hayati konu budur. Can boğazdan gelir zira. Lakin dikkat edilmesi gereken husus şudur ki küçük şehirde iseniz pahalı olan iyidir şeklinde bir mantık sakın ola ki yürütmeyin öyle değil çünkü. Hem karnınız doymaz hem de kasaya bıraktığınız minik servete yazık olur. Bu sebeple yapılacak ilk iş şehrin yerlisinden “nerede ne yenir” onu öğrenmek olsun.

Küçük şehirlerde eğlence sektörü inanılmaz sınırlıdır. Metropol insanlarının seçebileceği gibi yüzlerce hatta binlerce eğlence mekanı yoktur. Genelde 3-4 kafe varsa bir iki tane de bar vardır(önceki küçük şehrimde bar vardı mesela şimdikinde yok. Bi tane meyhane var, tırsıyorum oraya girmeye de). Peki ne yapacağız dediğinizi duyar gibiyim. Öğrenci evi güzel bir opsiyondur her zaman. Hemen her mekandan daha eğlencelidir. Ya eve çıkın ya birilerinin evine gidin. Ama esas püf noktası şudur ki işin: “her küçük şehrin yakınında mutlaka bir büyük şehir vardır”. Paranızı biraz biriktirin sonra hemen büyük şehire gidip eze eze yiyin paraları.

Buralarda sinemacılık müessesi de epey geri kalmıştır. Sinema salonu dedikleri yer daha çok birazdan powerpoint sunumu yapılacakmış hissi veren küçük odalardır genelde. Hiç izlemeyin arkadaşlar oralarda film. Sinemanın büyüsü falan olmuyor zaten orada da. Dvd'sini falan alın ya da bir üst maddede belirttiğim büyük şehire kaçış da oldukça iyi bir opsiyondur.

Daha anlatacak çok şey var onlar da devam yazılarında...

6 yorum:

feri dedi ki...

kütahya da yemek yenilecek yer denince 'yusuf'u tek geçerim.daha öle bi dürüm yeme şerefine nail olamadım

sedürt dedi ki...

hakkaten o dönerci yusuf nasıl şahane bir yerdir. gel de gene gidelim oraya be feri. hatta bi de kiremit kebap falan yaparız üstüne

ksp dedi ki...

peki ya doydoy. ben de öyle tavuk döner bulamıyorum abi.

feri dedi ki...

hakkaten doy doy dan bahsetmeden olmaz zamanında kuş gribi ayağına tavuk döner fiyatlarının dibe vurmasıyla az yemedik o şahane dönerden.yanındaki köpüklü ayranı da ekürisi olmuştu zamanla.bu arada sedat ım kütahya ya yolum düşerse yusuf ilk uğrayacağım mekanların başını çeker senin eşliğinde ancak kiremit olayına gelince osmanlı nın sahibi el değiştirmiş ortam ve yemekleri bozmuş gibisinden bi şeyler duymuştum vaktinde ne kadar doğru bilemicem zira az yemek yemedim orda.bi ara orada çalışan garsonlar beni çarşıda görünce selam verip nasıl olduğumu soruyolardı baya bi özdeşleşmiştim orasıyla.üzülürüm eğer duyduklarım doğruysa.

Spicoli dedi ki...

Doydoy bozmus kendini.

Adsız dedi ki...

"herşey" burada yer alan "şey" ayrı yazılır. aslında her "şey" ayrı yazılır. saygılar emeğine.