16 Kasım 2008 Pazar

Farkedin Beni

Dil kursuna başladım şu günlerde. Hem İngilizce'mi ilerleteyim hem de yeni bir arkadaş ortamı iyi gelir falan diye başladım. Lakin gelin görün ki dostlar bu dil kursu denilen olay öylesine kozmopolit bir yapıymış ki anlatamam. Eğitim hayatım boyunca hep aynı yaş grubundan, birbirine yakın sosyal, kültürel ve de ekonomik düzeyden insanlarla aynı sınıfta bulundum. Fakat bu dil kursunda İngilizce düzeyi dışında başka bir belirleme kriteri olmadığı için aynı sınıfın içinde inanılmaz farklı insanlarla beraberim şuan. Gerçekten çeşit çeşit insan var şu dünyada.

Mesela yabancı uyruklu bir hocamız var, sürekli İngilizce konuşuyor haliyle. Günlerden bir gün derste bu hocayla gremer konularından sorumlu olan Türk hocamız sohbet etmeye başladılar İngilizce. Konuştukları konular memleket neresi, hangi okulda okudun falan gibi inanılmaz tırt, bilmenin insan hayatına en ufak bir getirisi olmayacak konular. Ama İngilizce konuştukları için bir de dil kursuna iyi bir meblağ ödediğimiz için pür i dikkat dinliyoruz bu iğrenç muhabbeti. Bu ikisini dinlerken yanımda oturan kıza kayıyor gözüm ara ara. Hoca memleketini söylüyor, yaşını söylüyor kız onaylarcasına başını sallıyor. Hoca hobilerinden bahsediyor biraz daha uzun cümleler kuruyor kız daha bir coşkuyla sallıyor kafasını. Hani arkadaşınla konuşurken arkadaşın güzel bir tespit yapar sen de kafanı onaylarcasına sallarsın ya işte aynı o pozisyon. Konuşulanları anladığını herkes görsün istiyor. Diğer insanların anlamadığını sadece kendisinin anladığını sanıyor. Hoca da onu fark etsin istiyor. O yüzden kafanın sallanma hızı ve periyotu gittikçe artıyor zaten. Cümleler uzadıkça daha bir coşuyor kafa. Arada bir kız tebessüm ediyor, gözlerini kısıyor kafa da hala sallanmaya devam ediyor. O anı bir kameraya çekseler, sahnede sadece o kız ve de konuşan hocalar olsa, o görüntüleri sessiz bir şekilde izletseler sanırsınız ki iki adam hayatın anlamını çözüyor, tarihe damgasını vuracak laflar ediliyor orada. Lakin değil işte. Az buz İngilizce bilen bir insanın bile çok rahat anlayabileceği inanılmaz basit diyaloglar sadece.


İnsanoğlunun dikkat çekme çabası çok komik geliyor bana nedense. Daha doğrusu şöyle diyeyim dikkat çekebileceği hiçbir özelliği olmamasına rağmen dikkat çekmek, ilgiyi üzerine çekmek için kendisini parçalayan insanlar komik geliyor. Şu insanları bir gün bir adaya toplasalar, onlara “arkadaşlar sizi kimse umursamıyor ama biz sizi umursuyoruz ve ne yaptığınızın farkındayız” deseler, hatta sırtlarına pıt pıt diye güven verircesine dokunsalar, onların öz güvenleri yerine gelse, bir daha yapmasalar böyle şeyler, dünya barış ve huzur içinde yaşasa, insanlar kırlarda çırılçıplak koşsa...


Dipnot: Aslında bu konu hakkında çok daha absürt örneklerim var elimde ama onları da başka bir zaman yayınlayayım, böyle girizgah yazısı olarak kalsın bu da.

2 yorum:

feri dedi ki...

tespit,bunun satırlara dökülüş tarzı,okuyucuyu kendi tarafına çekecek ikna kabiliyitine sahip bir üslup hepsi güzel.yalnız o değil de sedatım anladığım kadarıyla sen afyon da az buz acı çekmiyosun.hani ben de çok matah bi ilde okumuyorum böyle konuşuyorum ama afyon çok sert olmuştur sana.zira yazdığın bi çok yazının afyon da yaşadığın acılarla harlanmış gibi bi hali var sanki yoksa ben mi olayı fazlaca dramatize ettim ha sedatım.nese bu konunun devam yazılarını da bekliyoruz lafta kalmasın yafru.

shadowboxer dedi ki...

biraz acımasız olmuş sanki dinlerken kafa sallamaktan öte bir suçu olmayan bir insan evladı için :) aslında bütün olay "seni dinliyorum ve evet anlıyorum" deme çabasının vücut dili ile aktarılma yönteminin kafayı "emme basma tulumba" şeklinde sallamak ile gösterilmesidir. ilkel olan bu değil mi gerçekte?
dikkat çekme çabasına gelince, pek çok değişik yöntem içerisinden karşısındakine onu dinlediğini ve anladığını göstererek dikkatini çekmeye çalışmış bu insan figürü için, ben hakkaten çok acımasız buldum bu yazıyı..